Prof. Mearsheimer: İranlılar istedikleri her şeyi elde etti

img
Prof. Mearsheimer: İranlılar istedikleri her şeyi elde etti YDH

Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. John Mearsheimer, ABD ve İsrail'in İran ile giriştiği askeri mücadeleden kesin bir yenilgiyle çıktığını ve Washington'ın küresel bir ekonomik çöküşü önlemek adına Tahran ile "teslimiyet anlaşması" imzalamaktan başka çaresi kalmadığını belirtti.




YDH - Uluslararası ilişkiler alanında dünyanın en önemli siyaset bilimcilerinden biri olarak kabul edilen Şikago Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. John Mearsheimer, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da yürüttüğü askeri stratejinin tam bir fiyaskoyla sonuçlandığını belirtti.

Eski New Jersey Yüksek Mahkemesi Yargıcı Andrew Napolitano’nun sunduğu Özgürlük Adına Yargılamak programına katılan Prof. Mearsheimer, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile müzakere ettiği koşulların Washington açısından koşulsuz bir teslimiyet niteliği taşıdığını vurguladı.

Sürecin diplomatik ve askeri boyutlarını değerlendiren Prof. Mearsheimer, Beyaz Saray’ın küresel bir ekonomik buhranı engellemek adına İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu liderliğindeki hükümete çok ağır bir baskı uyguladığını aktardı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in son dönemde İsrail kabinesine yönelik sert uyarılarına da destek veren ünlü profesör, İsrail’in askeri ve mali olarak tamamen Washington’a bağımlı olduğunu unutarak hareket etmesinin büyük bir hata olduğunu dile getirdi.

"İranlılar istedikleri her şeyi elde etti"

Programın açılışında Yargıç Andrew Napolitano’nun, Trump yönetiminin daha önce dile getirdiği "İran’ın koşulsuz teslimiyeti" hedefinden ne kadar uzaklaşıldığına yönelik sorusunu yanıtlayan Prof. John Mearsheimer, sahadaki gerçekliğin tam tersi bir yönde şekillendiğini belirtti. Mearsheimer, şu ifadeleri kullandı:

"Burada aslında koşulsuz teslim olan taraf onlar değil, biziz. Ortaya çıkan anlaşma maddelerine bakıldığında, ABD tarafının neredeyse her konuda geri adım attığı ve teslim bayrağını çektiği açıkça görülüyor. İranlılar istedikleri her şeyi elde etti. Bu gerçekten olağanüstü bir durum ancak Başkan Trump’ın başka seçeneği yoktu. Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran Versailles Antlaşması’nı imzalayan Woodrow Wilson döneminde muzaffer tarafta yer alıyorduk; müttefiklerimizle birlikte Almanları mağlup etmiştik. Bugün ise durum tamamen farklı. ABD, muhteşem bir askeri zafer kazanacağını düşünerek girdiği bu savaştan tarihi ve büyük bir yenilgiyle ayrıldı. Trump en nihayetinde bu gerçeği kabul etmek zorunda kaldı ve ülkeyi bu bataktan çıkarmak için elinden geleni yapıyor."

Haber analizlerinde yer alan ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının sızıntılarına dayandırılan "İsrail’in İran ile yapılan anlaşmayı baltalayacağı" yönündeki bilgileri de değerlendiren Prof. Mearsheimer, bu durumun bir sır olmadığını ancak istihbarat servislerinin bunu kamuoyuyla paylaşmasının önem taşıdığını belirtti.

İsrail’in tek başına İran ile askeri bir mücadeleye girişmesinin intihar olacağını kaydeden Mearsheimer, askeri uzmanların verilerine dayanarak İsrail’in Amerikan desteği olmadan bir haftadan fazla ayakta kalamayacağını ifade etti.

"Trump İsrail engelini ezip geçmek zorunda kalacak"

Prof. John Mearsheimer, Trump yönetiminin küresel piyasaları ve petrol sevkiyat hatlarını güvence altına almak için savaşı acilen bitirmek zorunda olduğunu, bu yolda karşısına çıkacak her türlü engeli bertaraf edeceğini belirtti.

İsrail lobisinin ve ülkedeki aşırı sağcı siyasetçilerin Trump’ı yeniden bombalama kararı almaya zorlama çabalarını "hayal ürünü" olarak nitelendiren Mearsheimer, doğrudan şu tespitte bulundu:

"Trump kendisini bu süreçte tamamen köşeye sıkıştırmış durumda. Eğer İsrail, bu anlaşmanın uygulanması önünde bir engel teşkil etmeye devam ederse, Trump bu engeli bir kenara itmek zorunda kalacaktır. Son birkaç gündür yaptığı gibi İsrail’in taleplerini ezip geçecektir. Çünkü bunu yapmazsa dünya çapında büyük bir ekonomik buhran tetiklenecek ve bunun faturası doğrudan ABD’ye kesilecektir. Trump, savaşı derhal durdurup Hürmüz Boğazı’nı ticarete açmak zorunda olduğunu çok iyi biliyor. Bu yüzden ABD, İsrail üzerinde daha birkaç hafta öncesine kadar hayal bile edilemeyecek kadar büyük bir zorlayıcı güç kullanıyor. Biz aslında İsrail’i kolayca dize getirebilecek diplomatik ve askeri yaptırım gücüne sahibiz. Geçmişte lobilerin baskısı nedeniyle bu gücü hiç kullanamamıştık ancak şu an küresel ekonomik çöküş tehdidi, lobilerin gücünü tamamen gölgede bırakıyor."

İsrail’in savaşı tırmandırma politikasıyla hem ABD içindeki hem de dünya genelindeki itibarını tamamen yok ettiğini savunan Mearsheimer, Tel Aviv yönetiminin rasyonel düşünmekten uzak olduğunu kaydetti.

İsrail’in içine düştüğü durumun sorumluluğunu üstlenmek yerine Trump yönetimiyle kavga etmeyi seçmesinin işleri daha da kötüleştireceğini belirten profesör, iki ülkenin ortak hareket ederek hasarı en aza indirmeye odaklanması gerektiğini söyledi.

"İsrail halkı uyanıp sahadaki gerçeklikle yüzleşmeli"

Yargıç Napolitano’nun, İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığı ve ilan edilen son ateşkes sürecine ilişkin sorusunu yanıtlayan Prof. Mearsheimer, sahadaki askeri gerçeklerin İsrail lehine olmadığını vurguladı.

Trump ve Vance ikilisinin İsrail hükümetine Lübnan’dan çekilmesi yönünde büyük bir baskı uyguladığını ifade eden siyaset bilimci, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Lübnan’da yürürlüğe giren yeni ateşkes kesinlikle Trump ve Vance’in İsrail üzerindeki ağır baskısının bir sonucudur. İran tarafı, Lübnan’daki savaşın tamamen sonlandırılmasını ve İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyini tamamen boşaltmasını şart koştu. Trump da bu anlaşmanın yürümesi için İsrail’i güney Lübnan’dan çıkmaya zorluyor. Askeri güç kullanmadan İsrail’in oradan çekilip çekilmeyeceği sorusunun cevabı nettir: ABD yeterli baskıyı kurarsa çekilecekler. Trump kapalı kapılar ardında İsrail yönetimine ne yapmaları gerektiğini son derece açık bir dille dikte ediyor. Başkan Yardımcısı Vance’in, İsrail kabinesinin Trump’a yönelik kişisel saldırılarına verdiği cevap yüzde yüz doğrudur. Vance, İsrail’i koruyan hava savunma silahlarının üçte ikisinin Amerikan kaynaklarıyla üretildiğini hatırlatarak onlara gerçekleri söyledi. İsrail halkının artık uyanması ve içinde bulunduğu korkunç gerçeklikle yüzleşmesi gerekiyor."

Prof. Mearsheimer, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun siyasi geleceğine yönelik de karamsar bir tablo çizdi. Netanyahu’nun bu savaşı başlatarak hem ABD’yi hem de kendi ülkesini büyük bir felakete sürüklediğini ifade eden Mearsheimer; Gazze’de Hamas’ın hala ayakta olduğunu, Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail ordusuna ciddi kayıplar verdirdiğini, Batı Şeria ve Suriye’de ise ordunun bataklığa saplandığını dile getirdi.

Netanyahu’nun ülkesindeki yolsuzluk davaları ve 7 Ekim askeri başarısızlığındaki sorumluluğu nedeniyle köşeye sıkıştığını ve yakın zamanda tüm bu hataların hesabını vermek zorunda kalacağını sözlerine ekledi.

"Netanyahu sonrasındaki İsrail daha da radikalleşecek"

Programın son bölümünde İsrail’in iç siyasi yapısındaki dönüşümü analiz eden Prof. Mearsheimer, Netanyahu’nun gitmesi durumunda dahi ülkenin dış politikasında veya askeri stratejisinde olumlu bir değişim yaşanmayacağını ifade etti.

İsrail toplumunun uzun süredir sistematik biçimde aşırı sağa kaydığını belirten Mearsheimer, gelecekte daha radikal figürlerin yönetime geleceğini belirtti.

Eski Başbakan Naftali Bennett’in "İran’ın en kötü kabusu olacağım" şeklindeki açıklamalarını sert bir dille eleştiren ünlü akademisyen, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bennett’in açıklamaları tam anlamıyla bir gerçeklikten kopuş vakasıdır. Sanki son aylarda yaşanan askeri gelişmelerden tamamen habersiz bir uykudan yeni uyanmış gibi konuşuyor. İsrail ordusu, ABD’nin doğrudan desteğine rağmen İran ve müttefikleriyle girdiği savaşı kaybetti. Şimdi çıkmış, tek başına İran’ı yeneceğini iddia ediyor. ABD’nin bir kez daha böyle bir askeri maceraya atılmayacağı ortadayken, İsrail’in tek başına nasıl başarı elde edeceğini açıklaması mümkün değil. Netanyahu’dan sonra göreve gelecek isimler ondan daha makul olmayacak, aksine çok daha saldırgan ve aşırılıkçı olacaklar. Bu durum İsrail’in ABD’deki konumunu daha da yıpratacak ve Amerikan toplumundaki İsrail karşıtlığını büyütecektir. Lobinin işi gelecekte her zamankinden çok daha zor olacaktır."

Mearsheimer ayrıca, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin "İsrail olmasaydı ABD var olamazdı" yönündeki açıklamalarını "saçmalık tiyatrosu" olarak nitelendirdi.

ABD’nin kuruluş tarihinin 18. yüzyıla, modern İsrail devletinin kuruluşunun ise 1948 yılına dayandığını hatırlatan profesör, bu tür teolojik ve dogmatik inançlara sahip kişilerin hiçbir şekilde devlet yönetiminde ve diplomatik misyonlarda görev almaması gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı.



Makaleler

Güncel