Foreign Affairs: ABD için İran ile denge kurmak en iyi yol

img
Foreign Affairs: ABD için İran ile denge kurmak en iyi yol YDH

Indiana Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Banai, Foreign Affairs dergisindeki makalesinde, Washington'ın İran'a karşı maksimalist hedeflerine ulaşamadığını ve mevcut tıkanıklığı barışçıl yollarla yönetmeyi kabul etmesi gerektiğini vurguluyor.




YDH - ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin yayın organı Foreign Affairs dergisinde, Indiana Üniversitesi Bloomington Hamilton Lugar Küresel ve Uluslararası Çalışmalar Okulu Uluslararası Çalışmalar Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Banai imzasıyla yayımlanan makalede, ABD ile İran arasındaki askeri çatışmalar ve ardından varılan uzlaşı ele alındı.

Aynı zamanda "Mitin Cumhuriyetleri: Ulusal Anlatılar ve ABD-İran Çatışması" kitabının ortak yazarı olan Banai, iki ülke arasındaki mevcut durumu ve varılan anlaşmanın diplomatik yansımalarını değerlendirdi.

Doç. Dr. Hüseyin Banai, diplomatik tıkanıklıkların ve pat durumlarının uluslararası siyasetteki algısını şu sözlerle özetledi:

"Tıkanıklık, diplomatik sonuçlar arasında en az takdir edilenidir. Hiçbir şeyi çözmez, kimseyi tatmin etmez ve sadece hayatta kalmanın başlı başına bir başarı olduğu zayıf tarafça zafer olarak kabul edilir."

Yazara göre, İran ile ABD arasındaki savaşın yerleştiği ve 107 günlük çatışmaların ardından her iki tarafın da resmiyete döktüğü durum tam olarak bu tıkanıklık halini yansıtıyor.

Washington ve Tahran arasında 17 Haziran'da imzalanan anlaşma, iki ülkenin temel disputesini çözüme kavuşturmadan Hürmüz Boğazı'nı yeniden trafiğe açıyor ve ABD deniz ablukasını sonlandırıyor.

"Tahran'ın analistlerin beklediğinden daha dirençli olduğu görüldü"

Anlaşmanın Tahran yönetimine ciddi bir nefes aldırdığını belirten Banai, Washington'ın İran petrolü üzerindeki yaptırımları derhal askıya alacağını, dondurulmuş İran fonlarını serbest bırakmaya başlayacağını ve en az 300 milyar dolar değerinde bir yeniden inşa paketini taahhüt ettiğini aktardı.

Buna karşılık İran'ın nükleer programı, füze kapasitesi ve bölgedeki milis ağlarına ilişkin tüm kritik sorular ise gelecekteki belirsiz bir tarihe ertelendi.

Makalede, ABD Başkanı Donald Trump'ın şubat ayı sonlarında savaşı başlatırken Amerikan kamuoyuna verdiği nükleer programı sonlandırma, füze kapasitesini ortadan kaldırma ve rejim değişikliği sözlerini yerine getiremediği belirtildi.

Banai, savaş sürecine dair şu değerlendirmede bulundu:

"Aslında savaş, Tahran'ın birçok analistin beklediğinden daha dirençli olduğunu gösterdi. Rejim, neredeyse tüm üst düzey lider kadrosunun suikasta uğraması da dahil olmak üzere aylarca süren acıya katlandı ve ayakta kalmayı başardı."

Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatarak ve enerji fiyatlarını yükselterek Washington da dahil olmak üzere diğer hükümetlere karşı kullanabileceği bir baskı aracına sahip olduğunu kanıtladığını vurgulayan yazar, yükselen akaryakıt maliyetlerinin Trump'ı çatışmayı sonlandırmaya iten temel etkenlerden biri olduğunu kaydetti.

"İran iki güçlü rakibin bombardımanından sağ çıktı"

ABD ve İsrail'in saldırılarında Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei de dahil olmak üzere İran'ın neredeyse tüm üst düzey yetkililerini hızla şehit edildiğini, ancak Tahran'ın bu isimlerin yerini hızla doldurarak savaşa devam ettiğini belirten Banai, ABD'nin İran askeri sanayi kapasitesini büyük ölçüde yok ettiği yönündeki iddialarına rağmen, Tahran'ın bölgedeki ABD üslerine, komşu Arap ülkelerinin petrol ve doğalgaz altyapılarına ve İsrail içindeki askeri ve sivil hedeflere yönelik füze saldırılarını yoğunlaştırdığını anımsattı.

Haziran ayı başına gelindiğinde Amerikan istihbarat topluluğunun, Tahran'ın süresiz olarak direnebileceği yönünde tespitte bulunduğunu aktaran Banai, Trump yönetiminin Hürmüz Boğazı'nı açmak için savaşı sona erdiren bir anlaşmaya razı olmaktan başka seçeneği kalmadığını yazdı. Yazara göre Tahran'ın zafer iddiası sahadaki gerçeklerle daha fazla örtüşüyor:

"İranlı liderlerin doğru bir şekilde işaret ettiği gibi rejim, daha güçlü iki rakibin haftalarca süren bombardımanından sağ çıktı. Yüzlerce kilogram zenginleştirilmiş uranyumu elinde tutmaya devam ediyor ve daha fazlasını zenginleştirme kapasitesini koruyor."

"Savaşın tırmanması küresel enflasyonu tetikler"

İran'ın nükleer programını yönetmek konusunda ABD'nin yaptırımların kaldırılması karşılığında sınırlamalar içeren bir anlaşma seçeneğine sahip olduğunu belirten Banai, bölgedeki aktörlerin bu sürece yaklaşımlarını analiz etti.

Körfez ülkelerinin de doğrudan İran saldırılarına maruz kalmaları ve ekonomik kayıpları nedeniyle savaşa giren bir İran yerine sınırlandırılmış bir İran'ı tercih ettiklerini yazdı.

İsrail'in ise İran'ı boyun eğdirilmesi gereken varoluşsal bir tehdit olarak görmesi nedeniyle barış görüşmelerini engellemeye çalıştığını ifade eden yazar, 14 Haziran'da Tahran ve Washington anlaşmayı tamamlarken İsrail ordusunun Beyrut çevresini vurduğunu hatırlattı.

Banai, ABD'nin müttefiki üzerindeki nüfuzunu silah satışlarını koşullandırarak veya istihbarat desteğini çekerek kullanması gerektiğini savunurken, Amerikan dış politika elitlerinin askeri çözüm arayışlarına karşı şu uyarıda bulundu:

"Yenilenen bir çatışmanın tek sonucu Washington'ın mühimmatını tüketmek, küresel enflasyonu tetiklemek ve ABD ortaklarının sabrını sınamak olacaktır."

Makalenin sonuç bölümünde, ABD'nin İran'ı kesin bir yenilgiye uğratma hayallerinden vazgeçmesi gerektiği belirtilerek, Washington için en rasyonel yolun bu zorlu ve çatışmalı ilişkiyi barışçıl yöntemlerle yönetmek olduğu vurgulandı.



Makaleler

Güncel