İran ve ABD arasında Hürmüz’ün yönetimi mücadelesi

img
İran ve ABD arasında Hürmüz’ün yönetimi mücadelesi YDH

Bugün Hürmüz’de yaşananlar, birkaç dolarlık geçiş ücretinden ibaret bir tartışma değildir. Asıl mücadele, dünyanın en kritik enerji geçidinin hangi kurallar çerçevesinde ve kim tarafından yönetileceğinin belirlenmesi üzerinedir.




Ahmet Erdem

İran ve ABD arasındaki mutabakatın uygulanmaya başlanmasının üzerinden henüz bir hafta geçmeden, Hürmüz Boğazı, bu mutabakatın yorumlanması ve uygulanması konusundaki ilk anlaşmazlık alanı haline geldi. 

Artık sadece denizcilik güvenliği veya geçiş ücretlerinin alınmasıyla sınırlı olmayan bu anlaşmazlık, dünyanın en önemli enerji geçiş noktasının gelecekteki yönetimi üzerinde açık bir rekabete dönüştü.

Birkaç gün öncesine kadar gözler ateşkese, tankerlerin güvenliğine ve Fars Körfezi'ne geri dönen sükunete çevrilmişken, şimdi asıl mesele değişti; Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş kurallarını kim belirleyecek?

Olayın Başlangıcı; Mutabakattan Washington'un İlk Uyarısına

Bu rekabetin ilk işaretleri 27 Mayıs 2026'da ortaya çıktı. İran-ABD mutabakatının ayrıntılarının gündeme gelmesinin ardından Tahran ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı'nın geleceğiyle ilgili görüşmeler başladı. 

İran ile Umman arasındaki olası koordinasyona tepki gösteren Donald Trump, daha önce görülmemiş bir dille, Hürmüz’ün yönetiminde İran'ın nüfuzunun artmasına yol açacak düzenlemelere izin vermeyeceğini söyledi. 

Hatta Umman'a yönelik tehditkar açıklamalarda bulundu. Bu ülkenin ABD'nin isteğine aykırı hareket etmesi halinde "onları vurmak zorunda kalacaklarını" söyledi. 

Bu açıklamalar gergin bir atmosferde yapılmış olsa da ABD’nin İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı’nın geleceğine ilişkin oluşturulabilecek herhangi bir ortak mekanizmaya son derece hassas yaklaştığını daha o tarihte ortaya koydu.

Birkaç hafta sonra İran ile ABD arasındaki mutabakat uygulama aşamasına geçti.

İran, mutabakatın beşinci maddesinde, 60 gün boyunca Fars Körfezi ile Umman Denizi arasında ticari gemilerin hiçbir ücret talep edilmeksizin güvenli geçişini garanti etmeyi taahhüt ediyordu.

Ancak aynı maddede daha önemli bir husus da yer aldı. Buna göre İran ile Umman, uluslararası hukuk ve kıyıdaş devletlerin egemenlik hakları temelinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve deniz hizmetleri konusunda görüşmeler yürütecekti.

Mutabakat ilk açıklandığında bu madde fazla dikkat çekmemişti. Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler, esas anlaşmazlığın tam da bu ifade etrafında şekillendiğini gösteriyor.

Galibaf’ın Maskat ziyareti ve değişen dengeler

 

23 Haziran 2026 tarihinde İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, üst düzey bir heyetle birlikte Maskat’a giderek Umman Sultanı Heysem bin Tarık ve diğer Ummanlı yetkililerle görüştü.

Görüşmelerin temel gündem maddeleri arasında Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, deniz ulaşımının serbestliği ve denizcilik alanındaki iş birliği yer aldı.

O dönemde birçok gözlemci, bu temasların İran ile Umman arasında mutabakatın beşinci maddesinin uygulanması ve Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi konusunda daha yakın bir koordinasyonun önünü açacağını değerlendiriyordu.

Ancak yalnızca bir gün sonra, 24 Haziran’da Umman tarafından yayımlanan bir açıklama dikkatleri üzerine çekti.

Maskat yönetimi, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordinasyon içerisinde Hürmüz Boğazı’nda gemilerin geçişi için geçici bir deniz koridoru oluşturulduğunu duyurdu.

Açıklamada, gemilerin bu güzergâhı hiçbir vergi, harç veya ücret ödemeden kullanabilecekleri özellikle vurgulandı.

İşte bu “hiçbir ücret alınmayacağı” vurgusu, açıklamanın en dikkat çekici kısmı oldu.

Kısa süre sonra Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi de aynı cümlelerle geçişlerden hiçbir ücret almayacaklarını söyledi.

Bu açıklama, Umman’ın ilk kez resmî olarak “Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki düzenlemeleri” hakkında görüş bildirmesi bakımından önem taşıyor. 

Bu konu ise doğrudan İran-ABD mutabakatının beşinci maddesiyle bağlantılı bulunuyor.

ABD: Her türlü ücretlendirmeye karşı

Umman’ın açıklamalarıyla neredeyse eş zamanlı olarak Washington da Hürmüz Boğazı’nın geleceğine ilişkin kendi yorumunu ortaya koydu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Körfez İşbirliği Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, Umman da dâhil olmak üzere hiçbir Körfez Arap ülkesinin Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden vergi, harç veya herhangi bir ücret alınmasını desteklemediğini söyledi.

Rubio, “Buna ister vergi deyin, ister geçiş ücreti, ister hizmet bedeli… Bunların hepsi yalnızca kelime oyunudur. Hiçbir ülkenin uluslararası su yollarının kullanımından ücret talep etme hakkı yoktur.” ifadelerini kullandı.

Rubio ayrıca ABD açısından “hizmet bedeli” ile “geçiş ücreti” arasında herhangi bir fark bulunmadığını özellikle vurguladı.

 

Bu yaklaşım önem taşıyor. Çünkü İran ile ABD arasındaki mutabakatın beşinci maddesi, “deniz hizmetleri” konusunda görüşmeler yürütülmesini öngörürken, Washington bu hizmetler karşılığında herhangi bir ödeme alınmasını dahi kabul etmediğini açıkça ortaya koyuyor.

Bu süreçte İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti uygulanmasını “kabul edilemez” olarak niteledi.

Katar ise Umman ile yürüttüğü temaslarda Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisinin korunmasının önemine vurgu yaparken, gemilerin geçişini kalıcı biçimde sınırlandırabilecek her türlü uygulamaya karşı olduğunu dile getirdi.

Tahran’ın Yanıtı: Hürmüz Boğazı İran ile koordinasyon sağlanmadan yönetilemez

Umman’ın, ABD ve bazı Batılı ülkelerin açıklamaları Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerde herhangi bir vergi, harç veya ücret alınmaması ilkesine odaklanırken, İran İslam Cumhuriyeti de son gelişmelere ilişkin değerlendirmesini resmî olarak açıkladı.

25 Haziran’da İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan bildiride, Umman’ı kastederek “bazı merciler tarafından ilan edilen deniz güzergâhı kabul edilemez ve tehlikeli” olarak nitelendirildi. 

Açıklamada, gemilerin yalnızca İran İslam Cumhuriyeti tarafından ilan edilen rotaları kullanmasının geçerli olduğu vurgulandı.

Bildiride ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçecek tüm gemilerin VHF Kanal 16 üzerinden Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ile koordinasyon sağlamasının zorunlu olduğu belirtilirken, ilan edilen rotalar dışında gerçekleştirilecek her türlü seyrüseferin ciddi güvenlik riskleri taşıyacağı uyarısında bulunuldu.

Bu bildirinin önemi yalnızca askerî uyarı niteliği taşımasından kaynaklanmıyordu. Aynı zamanda açık bir siyasi mesaj da içeriyordu. 

Tahran fiilen, gemi trafiğinin yönlendirilmesine ilişkin herhangi bir paralel mekanizmayı tanımadığını ve Hürmüz Boğazı’nın kendi egemenlik alanındaki bölümünde deniz trafiğinin fiilî yönetiminin İran İslam Cumhuriyeti’nin yetkisinde olmaya devam edeceğini ilan etmiş oldu.

Bildirinin yayımlanmasından saatler sonra bazı İran medya organları, güney koridorunu kullanmayı planlayan bazı petrol tankerlerinin rotalarını değiştirdiğini ileri sürdü. 

Bu haberler, yazının hazırlandığı sırada bağımsız uluslararası kaynaklar tarafından doğrulanmamış olsa da, söz konusu iddiaların yayımlanması Devrim Muhafızları’nın uyarısının en azından medya ve deniz taşımacılığı piyasalarında geniş yankı uyandırdığını ortaya koydu.

Diplomasi henüz durmuş değil

Siyasi açıklamaların sertleşmesine rağmen, Tahran ile Maskat arasındaki diplomatik temaslar devam ediyor.

Aynı gün İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi ile Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesi sonrası yapılan resmî açıklamaya göre taraflar, koordinasyonun sürdürülmesi, ikili istişarelerin devam ettirilmesi ile teknik ve uzmanlar düzeyindeki görüşmelerin önemini vurguladı.

Bu görüşme, bir yandan Tahran ile Maskat arasındaki diyalog kanalının açık kaldığını ve iki ülkenin görüş ayrılıklarını diplomatik yollarla yönetmeye çalıştığını gösterirken, diğer yandan da Hürmüz Boğazı’nın geleceğine ilişkin düzenlemeler konusunda henüz ortak bir mutabakata varılamadığını ortaya koyuyor.

Gerginliği artıran bir olay

Siyasi gelişmeler yaşanırken, güvenlik alanında meydana gelen bir olay da dikkatleri Umman Denizi’ne çevirdi.

Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi (UKMTO), Umman’ın güneydoğusunda seyreden ticari bir geminin kimliği belirsiz bir mühimmatın isabet etmesi sonucu hasar gördüğünü açıkladı.

UKMTO olaydan herhangi bir tarafı sorumlu tutmasa da, bu olayın deniz ulaşım koridorları konusundaki tartışmaların en yoğun olduğu dönemde meydana gelmesi, bölgedeki deniz güvenliğinin hâlen kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. 

Ayrıca bu tür olayların deniz taşımacılığı şirketlerinin, sigorta kuruluşlarının ve küresel enerji piyasalarının kararlarını doğrudan etkileyebileceği değerlendiriliyor.

Gerçek anlaşmazlık nedir?

İlk bakışta İran ile ABD arasındaki anlaşmazlığın yalnızca gemilerden geçiş ücreti alınıp alınmayacağı meselesi olduğu düşünülebilir. 

Ancak tarafların açıklamaları dikkatle incelendiğinde, asıl tartışmanın bundan çok daha kapsamlı olduğu görülmektedir.

ABD ve Umman, Hürmüz Boğazı’nın geleceğinin seyrüsefer serbestisi temelinde ve hiçbir vergi, harç ya da ücret uygulanmaksızın yönetilmesi gerektiğini savunuyor.

Washington, “hizmet bedeli” ile “geçiş ücreti” arasında da herhangi bir ayrım yapmıyor ve her iki uygulamayı da uluslararası su yollarındaki serbest geçiş ilkesine aykırı olarak değerlendiriyor.

Buna karşılık İran, kıyıdaş devletlerin egemenlik haklarına, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanmasındaki rolüne ve gemilerin İranlı yetkili kurumlarla koordinasyon içinde hareket etmesi gerekliliğine vurgu yapıyor.

Tahran’a göre Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve yönetimi, özellikle İran ve Umman başta olmak üzere kıyıdaş devletlerin doğrudan katılımı olmaksızın tanımlanamaz.

İşte bu farklı yaklaşım nedeniyle, İran ile ABD arasındaki mutabakatın görünüşte teknik nitelikte olan ve “gelecekteki yönetim ile deniz hizmetleri”ni düzenleyen beşinci maddesi, bugün en önemli siyasi ihtilaflardan biri hâline gelmiş bulunuyor.

Hürmüz’ün geleceği: İran-ABD mutabakatının ilk sınavı

Mevcut koşullarda Hürmüz Boğazı artık yalnızca petrol tankerlerinin geçtiği stratejik bir su yolu değildir. Aynı zamanda İran ile ABD arasında varılan mutabakatın ilk somut sınavı hâline gelmiştir.

Eğer Tahran, Maskat ve Washington mutabakatın beşinci maddesinin uygulanması ile Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimine ilişkin ortak bir anlayış geliştirebilirse, bu mutabakat bölgedeki diğer kriz başlıklarında da gerilimin azaltılmasına yönelik bir model oluşturabilir.

Ancak tarafların her biri kendi yorumunu fiilen uygulamaya koymaya çalışırsa, Hürmüz Boğazı yeniden bölgenin en önemli gerilim merkezlerinden biri hâline gelebilir.

Bugün Hürmüz’de yaşananlar, birkaç dolarlık geçiş ücretinden ibaret bir tartışma değildir. Asıl mücadele, dünyanın en kritik enerji geçidinin hangi kurallar çerçevesinde ve kim tarafından yönetileceğinin belirlenmesi üzerinedir.

Bu mücadelenin sonucu yalnızca küresel enerji güvenliğini ve uluslararası ticareti değil, aynı zamanda Fars Körfezi’ndeki güç dengelerini de doğrudan etkileyecektir.

Bu rekabetin nasıl sonuçlanacağını değerlendirmek için henüz erken olabilir. Ancak şimdiden açık olan bir gerçek vardır: Hürmüz Boğazı, İran ile ABD arasındaki yeni mutabakatın ilk sınav alanına dönüşmüş durumdadır ve bu dosyanın nasıl yönetileceği, iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğini ve Fars Körfezi’nin güvenlik mimarisini önemli ölçüde etkileyecektir.



Makaleler

Güncel