ABD, İran mutabakatını dört cephede etkisizleştiriyor

img
ABD, İran mutabakatını dört cephede etkisizleştiriyor YDH

Washington, mutabakatı bozmak yerine Lübnan, Körfez ve Hürmüz'de oluşturduğu yeni dengelerle İran'ın kazanımlarını sınırlandırmaya çalışıyor.




YDH- El-Ahbar gazetesinde yayımlanan analizde, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Washington'un anlaşmadan çekilmek yerine, onu “fiilen etkisizleştirecek yeni siyasi ve askeri dengeler” oluşturmaya yöneldiği belirtildi.

Analizde, ABD'nin Lübnan, Körfez, Hürmüz Boğazı ve İran'la sınırlı askeri gerilim olmak üzere dört paralel hat üzerinden hareket ederek hem müzakere sürecini korumayı hem de İran'ın anlaşmadan siyasi ve stratejik kazanımlar elde etmesini engellemeye çalıştığı değerlendirildi.

"Washington mutabakatı sahada yeniden yorumluyor"

Analizde, ABD yönetiminin mutabakat zaptını doğrudan bozmayı ya da ondan çekilmeyi hedeflemediği, bunun yerine “anlaşmanın uygulanacağı siyasi ve güvenlik ortamını yeniden şekillendirerek hükümlerini fiilen etkisiz hale getirmeye” çalıştığı belirtildi.

Bu çerçevede Washington'un, “anlaşmada yer alan taahhütleri sahadaki yeni gelişmeler yoluyla değersizleştirmeyi veya ABD ile İsrail'in çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden yorumlamayı” amaçladığı ifade edildi.

El-Ahbar'a göre, bu strateji dört paralel eksen üzerinden yürütülüyor. İlk ekseni Lübnan, ikincisini Körfez, üçüncüsünü Hürmüz Boğazı, dördüncüsünü ise İran'la kontrollü askeri gerilim oluşturuyor. Böylece ABD'nin İran üzerinde sürekli baskı araçlarını elinde tutarken kapsamlı bir savaşa girmeden Tahran'ın mutabakattan doğacak kazanımlarını sınırlamayı hedeflediği kaydedildi.

Lübnan anlaşması "mutabakatın ilk maddesini değiştirdi"

Analizde, iki gün önce Washington'da duyurulan Lübnan-İsrail anlaşmasının, ABD-İran mutabakat zaptının ilk maddesini “İsrail'in bakış açısına uygun biçimde” yeniden düzenlediği vurgulandı.

Buna göre anlaşmanın, mutabakatta öngörülen 60 gün içinde tam çekilme ilkesinin yerine, İsrail'in Lübnan topraklarındaki varlığına “belirsiz süreli siyasi meşruiyet” sağladığı bildirildi. Ayrıca, olası çekilmenin mutabakatta yer almayan yeni şartlara bağlandığı, İsrail'in güvenlik gerekçesiyle Lübnan içindeki saldırılarını sürdürmesine zemin oluşturduğu ve özellikle orduyla ilgili güvenlik kararlarında İsrail'e dolaylı etki alanı açtığı belirtildi.

El-Ahbar, “en kritik unsurun” ise İsrail'in çekilmesinin Lübnan'ın tamamında direnişin silahsızlandırılması şartına bağlanması olduğunu söyledi. Analizde, bunun mevcut koşullarda gerçekleşmesi "neredeyse imkânsız" bir hedef olduğu, dolayısıyla “İsrail'in işgalinin uzun vadeli bir baskı aracına dönüştürüldüğü” kaydedildi.

Gazete, bu yaklaşımın temel amacının “Lübnan dosyasını ABD-İran müzakere sürecinden ayırmak” olduğunu vurguladı. Bu kapsamda Amerikan, İsrail ve Lübnanlı kaynakların Axios'a yaptıkları açıklamaya da atıfta bulunularak, anlaşmanın ortak hedefinin "Hizbullah ile İran'ın Lübnan'daki nüfuzunu zayıflatmak" olduğu ifade edildi.

Körfez turu ve Hürmüz hamlesi

Analizde ikinci eksenin, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun geçen hafta Körfez ülkelerine yaptığı ziyaret olduğu belirtildi.

Bu ziyaret ve ardından Manama'da yayımlanan ABD-Körfez ortak bildirisinin, “Washington'un bölgesel ittifaklarını yeniden güçlendirme girişimi” olarak değerlendirildiği aktarıldı.

El-Ahbar'a göre, Körfez ülkeleri savaşın sona ermesini istedikleri için mutabakat zaptını kamuoyu önünde destekleseler de anlaşmanın füze programı, insansız hava araçları ve İran'ın bölgesel müttefiklerini kapsamadığı takdirde "eksik bir barış" üreteceğinden endişe duyuyor.

Gazete, ortak bildiride deniz güvenliği, savunma koordinasyonu ve Körfez güvenliğine vurgu yapılmasının yanı sıra Hürmüz Boğazı üzerinde herhangi bir kontrol girişimi ya da geçiş ücreti uygulanmasına karşı çıkılmasının da “Washington'un bölgesel güvenlik düzenini kendi öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendirme çabasını” yansıttığını belirtti.

Hürmüz'de yeni deniz koridoru

Analize göre, üçüncü ekseni Hürmüz Boğazı oluşturuyor.

Gazete, ABD ile Körfez ülkelerinin Umman'ı İran'ın doğrudan etkisi dışında işleyecek geçici bir deniz koridoru açmaya yönlendirdiğini bildirdi.

El-Ahbar, Umman ile İran'ın daha önce boğazdaki deniz trafiğinin yönetimine ilişkin görüşmeleri sürdürme kararı aldığını, ancak Rubio'nun Körfez turunun ardından Maskat'ın Uluslararası Denizcilik Örgütü koordinasyonunda tüm gemilere ücretsiz geçici bir koridor açtığını duyurduğunu hatırlattı.

Gazete ayrıca Reuters'ın, Hürmüz'ün gelecekteki yönetimine ilişkin ABD-İran müzakerelerinden ayrı bölgesel görüşmeler yapıldığı ve Umman öncülüğündeki girişimin ABD gözetiminde ilerlediği yönündeki haberine dikkat çekti.

Analizde, deniz trafiği verilerinin biri İran'ın denetim alanı olarak gördüğü kuzey rotasında, diğeri ise Umman sularında olmak üzere iki ayrı geçiş koridorunun kullanılmaya başlandığını gösterdiği ifade edildi.

Buna karşılık İran'ın, kendi belirlediği güzergâhlar dışındaki rotaları kullanan gemilere güvenlik garantisi vermeyeceğini açıkladığı ve Umman koridorunu kullanan bazı gemilerin hedef alındığı da aktarıldı.

Kontrollü askeri gerilim

Analizde dördüncü eksenin ise İran'la düşük yoğunluklu askeri gerilimin sürdürülmesi olduğu belirtildi.

Gazete, Washington'un geniş çaplı bir savaşa dönmek istemediğini, ancak tam bir istikrarın da İran'ın mutabakatı stratejik kazanca dönüştürmesine imkân vereceğini düşündüğünü söyledi.

Bu nedenle mevcut sınırlı gerilimin ateşkesi kırılgan tutan, gerektiğinde tarafları yeniden çatışmanın eşiğine taşıyabilecek kalıcı bir baskı mekanizması olarak görüldüğü değerlendirildi.

"Hedef, İran'ın kazanımlarını sınırlamak"

El-Ahbar, söz konusu dört eksen birlikte değerlendirildiğinde ABD'nin mutabakat zaptını resmen iptal etmeden, ortaya çıkan yeni siyasi ve askeri gerçeklik üzerinden anlaşmayı yeniden yorumlamaya çalıştığını vurguladı.

Analize göre Washington, müzakere sürecini korurken aynı zamanda İran'ın anlaşmadan elde etmesi beklenen siyasi ve stratejik kazanımları sınırlandırmayı hedefliyor.



Makaleler

Güncel