İsrail silah ihracatını siyasi dokunulmazlık kalkanına dönüştürdü

img
İsrail silah ihracatını siyasi dokunulmazlık kalkanına dönüştürdü YDH

İsrail'in küresel silah ihracatındaki artış, askeri teknolojileri yabancı hükümetler için vazgeçilmez bir bağımlılık aracına dönüştürerek Tel Aviv’e yönelik uluslararası yaptırım ve hesap verebilirlik taleplerine karşı stratejik bir siyasi dokunulmazlık kalkanı sağlıyor.




YDH- Responsible Statecraft tarafından yayınlanan kapsamlı bir rapora göre, İsrail’in küresel silah ihracatındaki hızlı yükselişi, Tel Aviv için sadece bir gelir kaynağı değil, aynı zamanda uluslararası hukuk ve hesap verebilirlikten korunmayı sağlayan stratejik bir siyasi kaldıraç işlevi görüyor.

İsrail, Gazze, Lübnan ve Batı Şeria'daki askeri operasyonlarına yönelik dünya genelinde artan tepkilere rağmen, gelişmiş askeri teknolojilerini diğer devletlere bağımlılık aracı olarak kullanmaya devam ediyor.

Rapor, İsrail’in diplomatik meşruiyetini siyasi söylemlerle değil, "militarize bağımlılık" yoluyla inşa ettiğini ortaya koyuyor.

Özellikle Gazze ve Lübnan gibi çatışma bölgelerinde "savaşta test edilmiş" damgasıyla pazarlanan İHA'lar, füze askeri sistemleri ve gözetleme teknolojileri, diğer ülkelerin askeri altyapılarını İsrail'e bağımlı hale getiriyor.

Uzmanlar, İsrail ile yapılan milyarlarca dolarlık uzun vadeli silah sözleşmelerinin, ilgili hükümetleri İsrail’in saldırgan politikalarına karşı yaptırım uygulamaktan veya silah ambargosu kararı almaktan alıkoyan siyasi bir koruma kalkanına dönüştüğünü belirtiyor.

Avrupa ülkeleri, Rusya ile yaşanan gerilim ve ABD'nin baskılarıyla askeri harcamalarını artırırken, İsrail yapımı sistemlere yöneliyor.

Almanya’nın "Arrow-3" füze askeri sistemi, Yunanistan’ın füze bataryaları ve Romanya’nın "Spyder" sistemleri gibi devasa alımlar, Avrupa'nın İsrail askeri sanayii ile entegrasyonunu derinleştiriyor.

Analistler, bu durumun Avrupa hükümetleri için ciddi bir çelişki yarattığına dikkat çekiyor: Hükümetler bir yandan uluslararası hukuk ve sivillerin korunması çağrısı yaparken, diğer yandan Gazze ve Lübnan'daki yıkımın sorumlusu olarak gösterilen bir askeri-sanayi kompleksinden silah tedarik ediyor.

Aynı stratejik bağımlılık, "İbrahim Anlaşmaları" kapsamında bölge ülkeleri için de geçerli; askeri ve istihbarat iş birliği, popüler meşruiyetten ziyade güvenlik mimarisine dayalı bir normalleşme sürecini beraberinde getiriyor.

İsrail askeri sanayiindeki patlamanın merkezinde Washington’ın verdiği sübvansiyonlar yer alıyor.

ABD, "Yabancı Askeri Finansman" programı aracılığıyla Tel Aviv'e aktardığı milyarlarca doları, İsrail’in kendi silah sektörünü finanse etmesi için kullanmasına olanak tanıyor.

Josh Paul gibi eski Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İsrail firmalarının ABD teknolojilerini "yeniden paketleyerek" dünya pazarına sunduğunu ve bu süreçte Washington'ın sadece bir sponsor değil, İsrail askeri gücünün "ortak üreticisi" haline geldiğini vurguluyor.

2027 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'ndaki yeni düzenlemelerle, İsrail teknolojilerinin ABD askeri tedarik zincirine daha fazla entegre edilmesi hedefleniyor.

Bu durum, İsrail’in savaş makinesinin sadece BM vetolarıyla değil; sözleşmeler, tedarik zincirleri ve ortak üretilen silahlarla dünya genelinde korunduğu bir "ABD-İsrail savaş mimarisi" inşa edildiğini gösteriyor.