Şeybani'nin Trablus ziyareti yeni dengelerin habercisi

img
Şeybani'nin Trablus ziyareti yeni dengelerin habercisi YDH

HTŞ rejiminin Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin Trablus ziyaretinin yalnızca diplomatik bir temas değil, Şam'ın Lübnan'daki siyasi önceliklerini ve bölgesel dengeleri yeniden tanımlama sürecinin işareti olduğunu değerlendirdi.




YDH- HTŞ rejiminin Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin geçen hafta sonu Trablus'a gerçekleştirdiği ziyaretin sıradan bir diplomatik temasın ötesinde, Suriye ile Lübnan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcına işaret ettiği belirtildi.

El-Ahbar gazetesinde yayımlanan analizde, ziyaretin özellikle geçmişte Beşşar Esed yönetimine en sert muhalefetin yükseldiği kentlerden biri olan Trablus'ta gerçekleşmesinin güçlü siyasi mesajlar içerdiği belirtildi.

Yazıda, Trablus'taki karşılamanın resmi protokol sınırlarını aştığı, halkın yoğun katılım gösterdiği, pankartlar ve fotoğrafların taşındığı, "Şebab Kal’at el-Husn" gibi sembolik grupların da etkinlikte yer aldığı ifade edildi.

Analize göre bu tablo, Suriye savaşına ilişkin toplumsal hafızanın değişmeye başladığını ve geçmişte aranan ya da aşırılık ve terör suçlamalarıyla anılan bazı çevrelerin bugün "devrim", "özgürlük" ve "Sünnileri savunma" söylemiyle yeniden “meşruiyet” kazandığını gösteriyor.

El-Ahbar, Esed yönetiminin devrilmesinin özellikle Lübnan'ın kuzeyinde önemli bir “siyasi ve psikolojik dönüşüme” yol açtığını, yeni Suriye yönetiminin de buna paralel olarak Lübnan'da “yeni bir siyasi anlatı” inşa etmeye çalıştığını değerlendirdi.

Analize göre Trablus ziyareti, Şam'ın gelecekte Lübnan'daki ortaklarını yeniden tanımladığı yönünde mesaj taşıyor.

Yazıda, geçmişte güvenlik sorunları ve Suriye savaşıyla özdeşleştirilen Trablus'un bugün "yeni Suriye"yi karşılayan bir merkez haline geldiği, bunun da Şam'ın artık eski Esed yönetimini destekleyen çevreler yerine geçmişte ona karşı çıkan siyasi ve toplumsal kesimlere yöneldiği şeklinde yorumlandı.

"Yeni Sünni siyasi rol" tartışması

El-Ahbar, bu gelişmelerin Lübnan'da yeni bir “Sünni siyasi rolün” doğup doğmadığı tartışmasını da beraberinde getirdiğini belirtti. Analizde, bunun Taif Anlaşması sonrasında şekillenen geleneksel Sünni siyaset anlayışından ve Saad Hariri'nin siyasetten çekilmesiyle oluşan boşluktan farklı bir yapı olabileceği ifade edildi.

Yazıda, bu değerlendirmelerin ABD Başkanı Donald Trump'a atfedilen ve HTŞ rejimi lideri Colani’nin Hizbullah'ın silahları konusunda üstlenebileceği role ilişkin açıklamalarla da bağlantılı olduğu belirtildi.

Analize göre burada kastedilen, Suriye ordusunun Lübnan'a girmesi ya da Hizbullah ile askeri çatışmaya girmesi değil; Suriye’deki HTŞ rejiminin “Lübnan devletine siyasi destek vermesi, silahın devlet tekelinde toplanması sürecine bölgesel destek sağlaması ve Hizbullah'ın askeri değil siyasi olarak çevrelenmesine katkıda bulunmasıdır.”

El-Ahbar, Şeybani'nin ziyaretinin de “Hizbullah'ın çevresindeki bölgesel ortamın yeniden şekillendirilmesi sürecinin parçası” olarak okunabileceğini belirtti.

Analizde, geçmişte Hizbullah'ın stratejik derinliği olarak görülen Suriye'nin bugün sınırların kontrolü, silah kaçakçılığının engellenmesi, Lübnan devlet kurumlarının desteklenmesi ve yeni siyasi aktörlerin önünün açılması yoluyla farklı bir rol üstlenmeye başladığı savunuldu.

Yazıda, Şeybani'nin görüşme trafiğinin de bu yeni yaklaşımı yansıttığı ifade edildi. Resmi temaslarla yetinilmesinin tesadüf olmadığı belirtilirken, bunun Şam'ın “Lübnan'daki dost ve rakip tanımlarını yeniden gözden geçirdiğine” işaret ettiği değerlendirildi.

Trablus yeni dönemin ilk sahnesi olabilir

El-Ahbar'a göre, bu değişimin ilk etkileri Lübnan'ın kuzeyinde, özellikle Trablus'ta hissedilecek. Analizde, “uzun yıllar ülke siyasetinin dışında kalan ve çoğu zaman güvenlik merkezli roller üstlenen kentin, artık Sünni siyasi rolü, yeni Suriye ile ilişkiler ve Hizbullah'la kurulacak denge ekseninde şekillenen yeni bölgesel denklemin önemli merkezlerinden biri haline gelebileceği” belirtildi.

Yazıda, bu nedenle Şeybani'nin ziyaretinin yalnızca Beyrut-Şam ilişkileri açısından değil, “Lübnan'ın gelecekte nasıl bir siyasi yapı kuracağı açısından da sınayıcı bir gelişme” olduğu ifade edildi.

Analizde, “yeni Suriye'nin Lübnan'da eski vesayet modelini yeniden üretmeden istikrara katkı sağlayıp sağlayamayacağı ve kuzeyde yeniden güç kazanan Sünni siyasetin ülke çapında kapsayıcı bir projeye mi dönüşeceği, yoksa Hizbullah'ı çevrelemeyi amaçlayan yeni bir iç siyasi mücadelenin parçası mı olacağı sorularının ön plana çıktığı” kaydedildi.

El-Ahbar, Lübnan'ın fiilen yeni bir döneme girdiğini, Suriye'nin ise bu kez “farklı ittifaklar ve farklı bir söylemle yeniden bölgesel aktör olarak sahneye çıktığını” savundu.

Analizde, Trablus'un bu dönüşümün en görünür sahnesi olduğu, “Hizbullah'ın ise doğrudan askeri bir meydan okumayla değil, çevresindeki siyasi, toplumsal ve bölgesel ortamın değişmesiyle karşı karşıya bulunduğu” değerlendirmesine yer verildi.

Yazının sonunda, Trablus'ta bazı din adamlarının "Suriye annedir", "Yeni Suriye ile kendimizi güvende hissediyoruz" ve "Beğenmeyen limonata içsin" gibi ifadeler kullandığı aktarılırken, Şeybani'nin ziyaretine ilişkin temkinli açıklamalar yapan bazı Hristiyan siyasetçilere yöneltilen sert tepkilere de dikkat çekildi.

Analizde, “farklı görüş bildiren siyasetçilerin ihanetle suçlanmasının”, bölgede farklı düşüncelere tahammülün giderek azaldığı yeni bir siyasi atmosferin habercisi olabileceği değerlendirmesi yapıldı.



Makaleler

Güncel