Lübnan'da anlaşma krizi: Cumhurbaşkanı Aun icra aşamasına geçiyor

img
Lübnan'da anlaşma krizi: Cumhurbaşkanı Aun icra aşamasına geçiyor YDH

Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevvaf Selam, İsrail’in Litani Nehri'nin kuzey ve güneyindeki bazı köylerde Lübnan ordusunun otoritesini test etmeye yönelik önerisini kabul ederek yürütme aşamasına geçme kararı aldı




YDH - Vasilik makamının sergilediği küstahlığın ötesinde bir pervasızlık yaşanıyor. Ancak daha da kötüsü bu makamın; sırf Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun'un egosunu tatmin etmek ve Başbakan Nevvaf Selam’ın inadına boyun eğmek uğruna, ülkeyi büyük bir krizin eşiğine sürükleyeceğini bilerek, görerek ve tasarlayarak hareket etmesi.

Son saatlerde yaşanan bir dizi gelişme, Lübnan’a ABD’liler aracılığıyla iletilen İsrail kaynaklı bir teklifin ardından ülkede büyük bir çatışmanın fitilinin ateşlenebileceğine işaret ediyor.

Söz konusu teklif, "Lübnan ordusunun, Litani Nehri’nin kuzeyi ile güneyine dağılmış bazı deneme bölgelerinde özel otorite kurma ve bunun gereklerini yerine getirme kabiliyetinin test edilmesi" projesinin başlatılmasını öngörüyor.

Ordunun askeri önlemler almasını gerektiren bu adım, sahada direnişle (Hizbullah) çok ciddi bir koordinasyon kurulmasını zorunlu kılıyor.

Cumhurbaşkanı Aun ve Başbakan Selam bu koordinasyonu kesinlikle önemsemezken, ABD ise sadece siyasi otoriteye değil, ordu komutanlığına da Amerikan askeri uzmanlarının sahada karşılığı olmadığını çok iyi bildiği adımları atması için baskı uyguluyor. Bu durum, ABD Merkez Komutanlığından (CENTCOM) bir heyet ile Lübnan'daki askeri, güvenlik ve siyasi merciler arasında yapılacak görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturacak büyük bir krize yol açıyor.

Aun ve Selam, "utanç anlaşması" olarak nitelendirilen bu sürece iç siyasi destek sağlamayı umarken, siyasi bir kaynak El-Ahbar gazetesine yaptığı açıklamada önemli bir gerçeği ifşa etti.

Kaynağın aktardığına göre Aun, ABD'lilerle yaptığı istişarelerin ardından, çerçeve anlaşmasının henüz nihai bir anlaşma niteliği taşımadığını ve Anayasa'nın 52. maddesi uyarınca müzakereci sıfatıyla kendi yetki alanında kalmaya devam ettiğini savunarak metni Bakanlar Kuruluna sevk etmeme kararı aldı.

Başbakan Selam da anlaşmaya yönelik tepkilerin henüz mutabakat aşamasındaki bir metin için yersiz olduğunu öne sürerek Aun ile aynı görüşü paylaştı.

Ancak meselenin özü, hükümetteki oylamanın yönüyle ilgili değil.

Aun ve Selam, Emel Hareketi ile Hizbullah’ın oluşturduğu Şii İttifakı'nın olası itirazlarına karşı kabinede oy çokluğunu sağlayabileceklerinden emin görünseler de zamanla hesapları değişti.

Bakan Fadi Mekki’nin oturuma katılmayabileceği, bakanlar Tarık Mitri ve Gassan Selame’nin ise anlaşma taslağına yönelik itirazlarını Başbakan'a doğrudan ilettikleri ortaya çıktı.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Aun'a ulaşan istihbarata göre, eski milletvekili Velid Canbolat’ı kabinede temsil eden Bayındırlık ve Tarım bakanlarının, Canbolat'ın tutumuna bağlı olarak anlaşma aleyhinde oy kullanabileceği veya kabine toplantısına katılmayabileceği öğrenildi.

Cumhurbaşkanı Aun, hükümet içinde anlaşmaya yönelik güçlü bir muhalefetin doğmasını engellemek için ABD ve Suudi Arabistan kanatlarıyla yoğun temaslar yürütüyor.

Ancak Aun, bu dosyayı kendi tekelindeki dar çemberin dışına çıkarıp tartışmaya açmamanın en güvenli yol olduğunu düşünüyor. Bilindiği üzere Başbakan Selam, bu süreçteki diplomatik temasların ve müzakerelerin hiçbir aşamasında yer almıyor.

Aun'un attığı adımların en tehlikeli boyutu ise anlaşma henüz hükümet tarafından onaylanmadan önce, uygulama mekanizmalarını belirlemek amacıyla Roma’daki toplantılara katılmaya karar vermesidir.

Ordu komutanlığının, uygulamaya geçebilmek için Bakanlar Kurulunun anlaşmayı onaylayan resmi bir kararına ihtiyaç duyduğunu belirtmesine rağmen Aun, ordunun kararın kaynağını sorgulama yetkisi olmadığını savunuyor.

Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulunun geçmiş dönemlerde aldığı kararların, Washington anlaşmasından bağımsız olarak orduya bu adımları atma yükümlülüğü getirdiğini iddia ediyor.

Bu bağlamda El-Ahbar'ın edindiği bilgilere göre, düşman İsrail'in ABD aracılığıyla Lübnan'a sunduğu son teklif, deneme bölgelerinin ilk aşamada iki bölgeden oluşmasını içeriyor.

İlk bölge Litani Nehri'nin kuzeyindeki Zotar el-Garbiye (Batı Zotar) ve Zotar eş-Şarkiye (Doğu Zotar) köylerini; ikinci bölge ise nehrin güneyindeki Ganduriye, Furun, Kaleviye ve Burc Kaleviye köylerini kapsıyor.

İsrail'in önerisine göre, Lübnan ordusu bu bölgelere girerek direnişin tüm askeri altyapısını sökmek, temizlemek ve Hizbullah'ın hiçbir unsurunun buralarda kalmamasını güvence altına almakla yükümlü kılınıyor.

Bir ABD heyetinin (doğrudan sahada koordinasyonla ve video konferans teknolojisi aracılığıyla) ordunun talimatları uyguladığını teyit etmesinin ardından, işgal güçleri bu bölgeleri "İsrail askeri varlığından arındırılmış, İsrail ateş kontrolü dışında kalan güvenli bölgeler" ilan edecek.

Pratik açıdan bakıldığında hem ordu hem de vasilik makamı, düşmanın teklif ettiği bu bölgelerin sadece küçük bir kısmında sembolik sayıda işgal gücü bulunduğunu, geri kalan geniş alanların ise zaten özgürleştirilmiş bölgeler olduğunu biliyor.

Düşman, savaş sırasında işgal etmeyi başaramadığı bölgeleri stratejik olarak seçmiş durumda. İsrail, Ali et-Tahir Tesisleri başta olmak üzere, bu kasabalarda ve çevre vadilerde direnişin kullandığını veya varlık gösterdiğini iddia ettiği tüm mevzileri, evleri ve altyapıyı Lübnan ordusu eliyle tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Cumhurbaşkanı Aun, dün de Suudi Arabistan Temsilcisi Yezid bin Ferhan’ın talebi doğrultusunda siyasi grupları ve şahsiyetleri kabul etmeyi sürdürdü.

Lübnan Kuvvetleri lideri Semir Caca, partisinin milletvekillerinden oluşan bir heyetle Baabda Sarayı’nı ziyaret ederek Aun'un müzakere dosyasındaki adımlarına destek verdi.

Aun ise bu desteğe karşılık vererek kendi belirlediği yolda yürümeye devam edeceğini ve arkasına aldığı ABD desteği sayesinde yakın zamanda somut sonuçlar elde etmeyi beklediğini ifade etti.



Makaleler

Güncel