ABD ile İran arasındaki barış girişimlerinin ve imzalanan mutabakat zaptının çökme ihtimali, müzakerelerin merkezindeki isim olan Başkan Yardımcısı JD Vance'in siyasi geleceğini tehlikeye atıyor.
YDH - ABD ile İran arasındaki barış arayışlarının ve varılan mutabakat zaptının başarısızlıkla sonuçlanması durumunda ortaya çıkacak faturanın, Tahran ile yürütülen müzakerelerin merkezindeki figür olan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'e kesilmesi bekleniyor.
Politico'nun konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde, sürecin çökmesi halinde sorumluluğun doğrudan Vance'e yükleneceği ifade edildi.
Eski bir Donald Trump yönetimi yetkilisi, Politico'ya yaptığı açıklamada, "En büyük kaybetme riskiyle karşı karşıya olan kişi Vance. Bu mutabakat zaptı büyük olasılıkla başarısızlıkla sonuçlanacak ve bu onun projesi" dedi.
Aynı kaynak, Hürmüz Boğazı'ndaki kontrol mekanizması ve Lübnan'daki durum ile boğazdaki normalleşme arasındaki bağlantı gibi iki temel uyuşmazlık çözülemediği için Washington ile Tahran arasındaki ateşkesin bozulmasının kaçınılmaz olduğunu savundu.
Bir diğer eski yetkili ise Vance'in barışçıl bir çözüme ulaşma yönündeki samimi arzusuna rağmen, anlaşmanın çökmesi durumunda Amerikan kamuoyunun ekonomik zorluklar nedeniyle kendisini suçlayacağını vurguladı.
Kaynak, seçmenlerin bu başarısızlığı unutmayacağını ve bunun Vance'in 2028 yılındaki başkanlık seçimlerindeki adaylık şansını doğrudan etkileyebileceğini kaydetti.
Aynı yetkili, başkan yardımcısı ve destekçilerinin bu süreci "dünyayı kurtarmaya yönelik fedakarca bir misyon" olarak gördüklerini belirterek, "Tanrı yardımcıları olsun ancak kendilerine içinden çıkılması çok zor bir sorun miras kaldı. Ne yaparlarsa yapsınlar bu durumun olumsuz sonuçlarından kaçamayacaklar" değerlendirmesini yaptı.
Buna karşın Politico, Vance'in müzakerelerdeki merkezi rolünün, zamanında yaptığı açıklamalar sayesinde kendi lehine de dönebileceğini yazdı.
Buna göre başkan yardımcısı, süreçte ilerleme kaydedilmesi halinde siyasi puan kazanırken, olası bir çöküş durumunda ise daha önce getirdiği ihtiyatlı eleştirileri hatırlatarak haklılığını savunma imkanına sahip.
Cumhuriyetçi Parti içinden Vance'e yakın bir isim, başkan yardımcısının savaşa yönelik baştan beri var olan şüpheci yaklaşımının ve İran'ın barış yapma kabiliyetine dair kamuoyu önünde dile getirdiği endişelerin, müzakerelerin başarısız olması durumunda kendisini koruyacağını ifade etti.
Yetkili, "Bu durum mutlaka bilinçli bir stratejik hamle olmayabilir ancak kendisini siyasi açıdan avantajlı bir konuma getirdi. Siyasi açıdan önemli olan tek şey, onun savaşı bitirmeye çalışan biri olarak görülmesi ve aynı zamanda Başkana sadık bir müttefik olarak kalmasıydı" dedi.
Gazeteye göre, Vance'in bu tutumu Trump yanlıları arasındaki askeri müdahale karşıtlarının da sempatisini topluyor.
Bu çevreler, ABD ile İran arasındaki müzakereler sırasında hiçbir inisiyatif almamanın, Vance için mevcut strateji kadar büyük bir risk taşıyacağını savunuyor.
Destekçileri ayrıca, barış anlaşmasının çökmesinin başkan yardımcısının 2028 yılındaki olası adaylığını olumsuz etkilemeyeceği görüşünde birleşiyor.
Parti içinden bir diğer kaynak, "Gerçek dünyada yaşayan herhangi birinin, iki yıl sonra seçmenlerin savaşı bitirmeye çalıştığı için Vance'i cezalandıracağını düşünmesi mantıklı mı? Özellikle de Trump'ın yanında durduğunu ve İranlılar anlaşmayı bozduğu anda onlara on kat daha sert karşılık verildiğini söyleyebilecekken. Bu zayıflık değil, aksine bir güç göstergesidir" yorumunu yaptı.
Politico, Vance'in mevcut pozisyonu ve kamuoyuna yönelik açıklamaları sayesinde hem savaş karşıtı radikalleri hem de Cumhuriyetçi Parti içindeki şahin kanadı aynı anda memnun etmeyi başardığını aktardı.
"Bu mutabakat sağlam bir anlaşmanın temelidir"
Washington ile Tahran, 18 Haziran tarihinde iki aylık bir ateşkesi ve kapsamlı bir anlaşma için müzakerelerin başlatılmasını öngören bir mutabakat zaptı imzalamıştı.
İsviçre'de yürütülen görüşmelerde ABD heyetine başkanlık eden Vance, tarafların 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmak üzere bir yol haritası üzerinde mutabık kaldıklarını açıklamıştı.
Vance, İsviçre'deki bu müzakereleri iki ülke arasında kurulacak "kalıcı bir anlaşmanın" temeli olarak nitelendirmişti.
Ancak Hürmüz Boğazı'nda bir ticari gemiye düzenlenen İran saldırısının ve ardından ABD'nin İran topraklarına gerçekleştirdiği misilleme vuruşlarının ardından Vance, 27 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada Washington'ın İran'a "şiddete şiddetle karşılık vereceğini" ilan etmişti.
The Wall Street Journal ve Axios'un ABD'li yetkililere dayandırdığı haberlere göre İran, 7 Temmuz gecesi Hürmüz Boğazı'ndaki gemilere yönelik saldırılar düzenlemiş, ABD ise ticari taşımacılığa yapılan bu saldırılara yanıt olarak İran hedeflerine iki kez hava harekatı düzenlediğini duyurmuştu.
Bu gelişmelerin ardından ABD Başkanı Donald Trump, İran ile varılan ateşkesin sona erdiğini açıklamıştı.
Son olarak 12 Temmuz gecesi İran, Hürmüz Boğazı'nda bir gemiye daha saldırdığını ve ABD bölgedeki müdahalelerini sonlandırana kadar boğazı tamamen trafiğe kapattığını duyurdu.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, yaşanan olaylardan Washington'ı sorumlu tutarak ABD'yi mutabakat zaptı hükümlerine uymamakla suçladı.
Bu gelişme üzerine ABD Silahlı Kuvvetleri, Tahran'ın mutabakatı ihlal ettiğini belirterek İran'a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası başlattı.