❝Ancak İmam Hamenei ile özdeşleşen tek yerler dağlar değildi; Tahran’daki pek çok simge yapı, cadde ve bina da onun hatırasını taşıyordu.❞
Büseyna Alîk
YDH- Aşağıdaki analiz, Şehit Devrim Lideri Ali Hamenei'nin Tahran'daki önemli mekânlarla kurduğu ilişkiyi açıklayarak cenaze güzergâhındaki her noktanın neden seçildiğini anlatıyor.
İranlılar, İmam Hamanei’yi uzun zamandır Tahran’ın doğusunda yükselen, halkın zihninde istikrarın, gücün ve heybetin simgesi olan ülkenin en yüksek zirvesi Demavend Dağı’na benzetirler.
İnsanlar, Demavend’den pek de uzak olmayan Toçal ve Kolakçal dağlarının patikalarında İmam Hamenei’yi görmeye alışkındı; zira kendisi düzenli olarak dağ yürüyüşleri yapardı. Bu yürüyüşler sırasında bizzat şöyle diyordu: “Dağa çıktığımda, benden daha yaşlı insanların bu yolları büyük bir kararlılık ve güçle yürüdüğünü görmek içimi sevinç ve mutlulukla dolduruyor... Sporu asla ihmal etmeyin.”
Ancak İmam Hamenei ile özdeşleşen tek yerler dağlar değildi; Tahran’daki pek çok simge yapı, cadde ve bina da onun hatırasını taşıyordu. Bu mekanların bir kısmı yaşamındaki önemli dönüm noktalarına tanıklık ederken, bir kısmı da İslam Cumhuriyeti ve İslam Devrimi’ni 37 yıl boyunca yönettiği bu şehirdeki yolculuğunun son duraklarına ev sahipliği yapmıştı.
Bu yapıların başında, İmam Hamenei için Tahran’da düzenlenen cenaze merasiminin başlangıç noktası olan İmam Humeyni Musallası geliyor. Musalla, başkentteki en büyük dini ve kamusal komplekslerden biri olup cuma namazlarının kılındığı ana merkezdir. İmam Hamenei, ömrünün son on yılında Ramazan Bayramı namazlarını burada kıldırmayı bir gelenek haline getirmişti.
Yıllar boyunca Musalla, İmam Hamenei'nin ülkedeki yayıncılık ve kültür faaliyetlerini yakından takip etmek için her yıl mutlaka ziyaret ettiği Tahran Uluslararası Kitap Fuarı’na da ev sahipliği yaptı. Ayrıca 1989 yılında yine burası, İmam Humeyni’nin milyonların katıldığı cenaze törenine sahne olmuştu.
Cenaze alayı daha sonra Tahran’ın en önemli caddelerinden biri olan, İslam Cumhuriyeti tarihiyle bütünleşmiş ve İmam Hüseyin Meydanı’ndan İnkılab Meydanı’na kadar uzanan İnkılab Caddesi üzerinden ilerledi. Bu cadde üzerinde, özellikle İslam Devrimi öncesindeki yıllarda protestolara ve öğrenci hareketlerine ev sahipliği yaparak siyasi ve kültürel canlılığın kalbini oluşturan Tahran Üniversitesi bulunur.
İmam Hamenei, Ramazan ayının üçüncü cuması, yani İmam Ali bin Ebi Talib’in şehadet yıl dönümüne denk gelen günlerde Tahran Üniversitesi’nde cuma namazı kıldırırdı. Buradaki minberden pek çok kritik kararını duyurmuştu; bunların en önemlisi, 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaşanan siyasi krizde bir kırılma noktası teşkil eden hutbesiydi. Nitekim o hutbeden günler sonra, istikrarın yeniden sağlanması ve İslam Cumhuriyeti’nin korunması adına dönüm noktası kabul edilen geniş katılımlı halk yürüyüşleri gerçekleşmişti.
İnkılab Caddesi, aynı zamanda İran’ın dört bir yanından okurların ve araştırmacıların uğrak yeri olan onlarca yayınevi ve kitabevini barındırdığı için "kitapçılar caddesi" olarak da bilinir.
İnkılab ve Azadi caddelerinin kesişiminde yer alan İnkılab Meydanı ise İran başkentinin atan kalbi sayılır. Zira burası her yıl, başta Dünya Kudüs Günü ve İslam Devrimi’nin yıl dönümü yürüyüşleri olmak üzere en önemli kitlesel buluşmaların merkezidir. İmam Hamenei’nin 28 Şubat’taki vefatından bu yana meydan, suikastı izleyen geceler boyunca buraya akın eden kalabalıkların daimî adresi haline geldi; bu durum, onun İran halkının kalbinde ve ruhunda bıraktığı toplumsal ve duygusal bağın ne denli derin olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Filistin Caddesi ve Filistin Meydanı da başkentteki en belirgin sembolik mekânlar arasındadır ve onlarca yıldır Filistin davası ile İsrail işgaline karşı sergilenen siyasi duruşların merkezi olarak öne çıkmaktadır.
Meydan, Filistin halkıyla dayanışma mesajları veya siyasi-askeri içerikler taşıyan, sürekli değişen devasa duvar resimleri ve panolarıyla tanınır. Bu resimlerin en yenileri, Körfez sularındaki Amerikan uçak gemilerine yönelik tehditlerin yanı sıra Tel Aviv’deki hedeflerin belirlenip füzelerle vurulacağı vaadini içeren görsellerdir.
İmam Hamenei'nin naaşının geçirildiği Filistin Meydanı, Filistin ve Talegani caddelerinin kesişim noktasında yer alır. Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde burada İsrail Büyükelçiliği bulunuyordu; ancak İslam Devrimi’nin zaferiyle birlikte bu bina Filistin Devleti Büyükelçiliği’ne dönüştürüldü.
Filistin Kurtuluş Örgütü’nün merhum lideri Yaser Arafat, devrimin zaferini kutlamak için Tahran’a geldiğinde binayı teslim almıştı. Bu adım, İsrail ile bağların koparıldığının ve 1948’den beri süregelen ilişkilerin resmen sona erdiğinin ilanı niteliğindeydi.
Böylece meydanın "Kâh" (saray) olan ismi "Filistin" olarak değişti ve sanatsal kimliğinde de bir dönüşüm yaşandı. Çocukları ve kuğuları tasvir eden eski anıtın yerini, İranlı sanatçı Nadir Kaşkai tarafından bronz ve çimentodan yapılan yeni bir heykel aldı. Bu yeni eser; çocuklarını koruyan bir anneyi, kitap taşıyan ve taş atan adamları, merkezinde ise Kubbetü’s-Sahra şeklinde bir boşluk bulunan Filistin haritasını tasvir etmektedir.
Mart 1990’da açılan bu anıt, birinci Filistin İntifadası’nı (taş intifadasını) ölümsüzleştirmek amacıyla yapılmış olup İslam Devrimi’nin ve İran-Irak Savaşı’nın sona ermesinden yaklaşık iki yıl sonra İran’da dikilen ilk anıttır. O tarihten bu yana meydan, Dünya Kudüs Günü ve Filistin davasıyla dayanışma amacıyla düzenlenen halk etkinliklerinin ana durağı haline gelmiştir.
Elbette Tahran’da cenaze alayının güzergâhında bulunmasa da İmam Hamenei'nin hayat hikâyesiyle doğrudan ilişkili başka mekanlar da mevcuttur.
Bunların en önemlisi, 27 Haziran 1981’de İmam Hamenei'nin bir konuşması sırasında yanına yerleştirilen, ses kayıt cihazı içine gizlenmiş bombanın patlaması sonucu uğradığı suikast girişimine tanıklık eden Ebu Zer Camii’dir.
Patlama, konuşmasının başlamasından birkaç dakika sonra meydana gelmiş; ağır yaralanan İmam Hamenei, uzun bir tedavi sürecinin ardından hayatta kalmayı başarmıştı. O günden sonra Ebu Zer Camii, onun yaşamıyla özdeşleşen en önemli simgelerden biri olmuş ve suikasttan kurtulduğu yer olarak pek çok ziyaretçinin uğrak noktası haline gelmiştir.
Tahran’ın kuzeyinde ise İmam Humeyni ile bütünleşen Cemaran bölgesi öne çıkar. İmam Humeyni, hayatının son yıllarını burada geçirmiş; İmam Hamenei de bu mekânda onu yalnız bırakmayarak en sık ziyaret eden kişilerden biri olmuştu. İmam Hamenei'nin Cumhurbaşkanlığı görevi burada ilan edilmiş; savaş cephelerinden döndüğünde uğradığı ilk durak burası olmuş ve İmam Humeyni ile son iftar sofrasında yine burada bir araya gelmişti.
İslam Devrimi’nin kurucusunun vefatının ardından her yıl düzenlenen anma törenleri, milyonlarca İranlının türbesinde bir araya geldiği bir ritüele dönüştü. İmam Hamenei, her yıl bu vesileyle burada İmam Humeyni’nin hayatını ve fikirlerini ele alan; İran, bölge ve dünya gündemine dair en önemli siyasi duruşlarını açıkladığı kritik konuşmalar yapmaya özen gösterirdi.
İmam Humeyni’nin türbesinin hemen yanı başında ise İslam Cumhuriyeti’nin önde gelen isimlerinden olan; aynı dava uğruna yürüyen Beheşti, Mutahhari, Recai, Ali Sayyad Şirazi ve Murtaza Avini gibi şehit yol arkadaşlarının yanı sıra pek çok edebiyatçı ve sanatçının metfun bulunduğu Beheşt-i Zehra Mezarlığı yer almaktadır.
İmam Hamenei, bu mekânı onlarca kez ziyaret etmişti. Onun buradaki varlığı sadece şehitlerin kabirlerini ziyaret etmekle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda genellikle önceden haber vermeksizin şehit ailelerini evlerinde ziyaret ederek hâl hatır sormaya ve onların fedakârlıklarına olan minnetini dile getirmeye de büyük özen gösteriyordu.
Üniversiteler de İmam Hamenei'nin faaliyetleri içinde her zaman önemli bir yer tutmuştur. Şerif Teknoloji Üniversitesi’nden İmam Hüseyin Üniversitesi’ne, Şehit Beheşti Üniversitesi’nden Terbiyet Müderris ve Emir Kebir Teknoloji Üniversitesi’ne kadar pek çok kurumda öğrenciler ve akademisyenlerle bir araya gelmeye; doğrudan diyalog ortamında onların sorularını ve görüşlerini dinlemeye alışkındı. Ayrıca, İranlı araştırmacıların bilimsel ve teknik alanlarda elde ettikleri başarılardan duyduğu gururu her fırsatta dile getiriyor, laboratuvarları ve araştırma merkezlerini ziyaret etmeye özel bir önem veriyordu.
Buna karşılık insanlar da onun ikametgâhı ve halkla buluşma mekânı olan İmam Humeyni Hüseyniyesi’nde onu sürekli ziyaret ederdi. Burada öğrencileri, akademisyenleri, şairleri, yazarları, sanatçıları, askeri personeli ve İran’ın dört bir yanından gelen şehirli veya köylü, toplumun her kesiminden insanı ağırlardı.
Söz konusu Hüseyniye’de halk, onun gelişinden saatler önce toplanırdı; öyle ki kendisinin içeri girmesini beklerken bazen iki saati aşkın süre boyunca sloganlar atılırdı. En bilinenleri şunlardı:
“Ey özgür lider... Hazırız, hazırız!” “Damarlarımızda akan kan... Liderimize armağan!” “Biz Kûfe halkı değiliz ki Ali’yi yalnız bırakalım!”
İmam Hamenei’nin cenaze merasimine katılan milyonlar, İranlıların liderlerini yalnız bırakmadıklarını, aksine onu her zaman benzettikleri o dağ imgesini yeniden canlandırırcasına, son ana kadar onun etrafında kenetlendiklerini gösterdi. Demavend’in İran ufkunda dimdik durması gibi, cenaze gününde de halk, dağın eteğinde uyuyan ve uyanan bir yanardağ gibiydi. Ancak bu yanardağın lavları içe değil dışa yönelerek; İran düşmanlarına, halkın devrimin ve devletin kalesi olduğunu, onların gücünün ve direniş kapasitesinin asıl kaynağını oluşturduğunu güçlü bir şekilde haykırdı.
Çeviri: Muhammed Yaşar