Ensarullah Lideri Seyyid Abdülmelik el-Husi, Lübnan yönetimini Hizbullah'ı "sırtından bıçaklamakla" suçlayarak Suudi Arabistan'ı da Yemen'e yönelik olası bir tırmanışın ağır sonuçları olacağı konusunda uyardı.
YDH- Yemen Ensarullah Hareketi Lideri Seyyid Abdülmelik Bedreddin el-Husi, bölgesel gerilimin tırmandığı bir dönemde yaptığı kapsamlı değerlendirmede, Suudi Arabistan'ı İsrail ve ABD’nin bölge stratejilerine hizmet etmekle suçlayarak Riyad yönetimine "ablukaya karşı abluka" ilkesiyle sert bir misilleme uyarısında bulundu.
Gerçek denklem: Sana'a karşılığında Riyad
Suudi Arabistan’ın İslam dünyasını istikrarsızlaştırmak ve dış destekli fitneyi yaymak amacıyla ABD ve İsrail ile iş birliği içinde olduğunu ifade eden Seyyid el-Husi, Riyad ile Tel Aviv arasındaki askeri koordinasyonun bölgedeki çatışmaları derinleştirdiği uyarısında bulundu.
Yemen’in 12 yılı aşkın süredir Suudi saldırganlığından muzdarip olduğunu hatırlatan Seyyid el-Husi, ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Suudi rejiminin Yemen’deki saldırılarını yeniden tırmandırdığını ifade etti.
Bölgedeki Amerikan üslerinin beş aydır ağır darbeler aldığını belirten Ensarullah Lideri, Suudi Arabistan'a yönelik net bir tutum ortaya koyarak şöyle dedi:
"Yemen’e karşı herhangi bir tırmanış yaşanması durumunda, Suudi Arabistan'ın tüm petrol ve hayati tesisleri hedef alınacaktır. Bizim politikamız 'ablukaya abluka' ve 'saldırıya karşı misilleme' ilkesidir"
Yemen'deki Ensarullah hareketinin lideri, Suudi Arabistan'ın ülkesine yönelik saldırganlığının "yıllardır devam ettiğini" doğrulayarak, bu eylemlerin herhangi bir yasal gerekçeye dayanmadığını vurguladı.
Seyyid el-Husi, söz konusu saldırıların tamamıyla ABD ve İsrail'e duyulan sadakat çerçevesinde gerçekleştirildiğini ifade etti.
Son gelişmeleri değerlendirdiği konuşmasında, "Suudi Arabistan kapsamlı bir tırmanışa doğru ilerlerse Yemen misilleme yapacak ve ablukaya abluka ile karşılık verecektir" uyarısını yineledi.
Seyyid el-Husi, Suudi Arabistan’ın bölgesel gerilimi azaltma sürecindeki tüm adımlardan geri adım attığını belirterek Suudi rejiminin İsrail lehine hareket ettiğini yineledi.
Yemen’in petrol haklarına ve seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların kabul edilemez olduğunu vurgulayan el-Husi, Suudi Arabistan’ın bu süreçte doğrudan çatışmanın tarafı haline geldiğini ifade etti.
"Hiç kimsenin, hiçbir sıfatla, Yemen halkını temel haklarından mahrum etme hakkı yoktur" diyen el-Husi, Suudi tarafının çatışmanın en yoğun olduğu dönemde kuşatmayı daha da sıkılaştırmasına dikkat çekti.
Suudi Arabistan'ın, kimin tıbbi tedavi için ülke dışına çıkacağına kadar Yemen halkının hayatının her alanına müdahale etmeye çalıştığını belirten Ensarullah Lideri, Sana'a Havalimanı'na yönelik saldırıları sert bir dille eleştirdi.
Seyyid El-Husi, bu saldırılara karşı yeni bir denge kurduklarını şu sözlerle ilan etti:
"Suudi Arabistan, Sana'a Havalimanı'na yönelik saldırılarımıza, verdiğimiz mütevazı karşılığa bile öfkelendi. Ancak artık şunu bilmelidirler: Yeni gerçek denklemimiz, 'Sana'a Havalimanı karşılığında Riyad Havalimanı' ilkesidir."
"Teslimiyet seçeneği masada yok; tarihin en zalim tiranları ile karşı karşıyayız''
Suudi Arabistan'ın, Yemen halkını ağır bir ekonomik krizle baş başa bırakarak vatana ihaneti tek gelir kapısı haline getirmeye çalıştığını savunan el-Husi, ülkesinin duruşunu şu net mesajla özetledi:
"Suudi rejimi, geçmiş dönem boyunca attığı tüm adımlarla barış ve gerilimi azaltma şartlarını reddettiğini kanıtladı. Ancak unutulmamalıdır ki; Yemen'de teslim olma seçeneği söz konusu bile değildir."
Seyyid el-Husi, Yemen halkının duruşuna dair yaptığı değerlendirmede, yaklaşan Cuma günü düzenlenecek gösterilerin kritik bir öneme sahip olduğunu belirtti.
El-Husi, "Halkımız, özgürlük ve haysiyet tercihlerinin doğruluğunu, limanlarımızın ablukaya alınmasına ve hareket özgürlüğümüzün kısıtlanmasına karşı olduklarını bir kez daha tüm dünyaya haykıracaktır" ifadelerini kullandı.
Konuşmanın bu bölümünde Suudi Arabistan'ın Filistin meselesindeki tutumunu "yıkıcı" olarak nitelendiren el-Husi, Riyad yönetiminin İsrail'e karşı birleşik bir İslami duruş oluşmasını engellediğini savundu. El-Husi, Suudi Arabistan'ın rolünü şu sözlerle eleştirdi:
"Suudi rejimi, siyasi düzeyde İsrail'i boykot edecek birleşik bir İslami tutumun oluşmasını engelleyerek, bölge ülkelerini Filistin'de yaşanan soykırıma karşı pasifize etmiştir. ABD, İsrail ve İngiltere ile iş birliği içinde olan bu tutum, Filistin direnişini terörizm olarak yaftalarken, soykırımı meşrulaştıran bir tavır almıştır."
Bölgedeki çatışmaların kökenine dair iddialı bir tez ortaya koyan Ensarullah Lideri, mevcut gerilimlerin "Büyük İsrail" projesiyle bağlantılı olduğunu öne sürdü. Seyyid el-Husi, küresel güç dengelerine dair şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bölgemizdeki tüm savaşların arkasında, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme ve 'Büyük İsrail'i kurma hedefi yatmaktadır. Bugün karşımızda, şeytani amaçları uğruna insanlığı sömüren tarihin en zalim tiranları var. Amerika, İsrail ve onların yörüngesinde hareket edenler, ulusların zenginliklerini yağmalayan ve küresel istikrarı doğrudan tehdit eden bir kötülüğün merkezidir."
Amerika ve İsrail’i hiçbir uluslararası anlaşmaya veya BM kararına saygı duymamakla suçlayan Seyyid el-Husi, İsrail’in ateşkes sürecinde dahi binden fazla Filistinliyi katlettiğine dikkat çekti.
Batı dünyasının olaylara bakışındaki çifte standardı ise şu sözlerle eleştirdi:
"Filistin direnişi, şehitlerinin intikamı için tek bir İsrail askerini hedef aldığında kıyamet koparanlar, İsrail’in binden fazla sivili katletmesini görmezden geliyor. İsrail düşmanı, hiçbir insani değere bağlı kalmaksızın, Gazze ve Lübnan’da yaşamın her zerresini yok etmekle, evleri yakmakla ve çocukları öldürmekle övünüyor."
İsrail’in yerleşim yerlerini genişleterek ve suç çeteleri aracılığıyla Filistinlilerin evlerine el koyarak demografik yapıyı değiştirmeye çalıştığını belirten Ensarullah Lideri, mevcut şartlarda diplomatik çözümün bir yanılsama olduğunu savundu:
"Düşman, her türlü anlaşmadan cayan ve Filistin davasını tamamen tasfiye etmeyi hedefleyen bir strateji izliyor. Bu şartlar altında, küresel veya bölgesel herhangi bir barış görüşmesi olasılığı yoktur. Düşmanın işlediği suçlar, kadınlara ve erkeklere yönelik tecavüz vakaları dahil olmak üzere her geçen gün artmaktadır."
Konuşmanın bu kısmında ideolojik bir çağrıda bulunan Seyyid el-Husi, sessizliğin bir seçenek olmadığını vurguladı. Siyonist planla yüzleşmenin sadece bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu ifade eden el-Husi, şu çağrıyı yaptı:
"İslam ümmetinin, bu Siyonist düzene karşı cihat yürütme sorumluluğu açıktır. Milletin özgür evlatları, ezilenleri desteklemek ve köleliği reddetmek adına harekete geçmelidir. Arap ve İslam halklarının bu büyük ihlalleri kabullenmesi ve buna karşı hiçbir ciddi adım atmaması, tarih önünde büyük bir vebaldir."
"Direniş Ekseni, Lübnan'ı asla yalnız bırakmayacak"
Lübnan’daki gelişmeleri değerlendiren Seyyid el-Husi, Hizbullah’ın rolünün İslam dünyası için bir onur vesilesi olduğunu belirterek, Lübnan yönetiminin tutumuna sert tepki gösterdi.
Seyyid el-Husi, "Direniş, Arap ve İslam dünyasını onurlandıran büyük bir role sahiptir; ancak ne yazık ki Amerikan diktaları altındaki Lübnanlı yetkililer tarafından arkadan bıçaklanmaktadır" ifadelerini kullandı.
Lübnan makamlarının, direnişin sunduğu imkânları değerlendirmek yerine bu büyük rolü inkar etmeyi seçtiğini savunan Seyyid el-Husi şöyle dedi:
"Hizbullah’ın ve onu destekleyen İran’ın tutumu, aslında bizzat Lübnan’ın çıkarlarınadır. Suudi Arabistan ise Lübnan’da İsrail gündemine hizmet eden saldırgan bir rol oynamaktadır. Ancak Hizbullah gerçektir ve Direniş Ekseni, Lübnan’daki kardeşlerini asla terk etmeyecektir".
"İran: bölge halkları için aşılmaz bir kale"
Konuşmasının finalinde İran’ın bölge savunmasındaki kilit rolüne odaklanan Ensarullah Lideri, Amerikan-İsrail ekseninin İran’a karşı yürüttüğü stratejinin başarısızlıkla sonuçlandığını vurguladı.
Seyyid El-Husi, İran’ın direnişini şu sözlerle tanımladı:
"İran’a karşı yürütülen plan başarılı olsaydı, bölge halklarının teslim alınması projesi hızla devreye girecek ve Suriye dahil hiçbir ülke bu süreçten istisna tutulmayacaktı. Bugün İran’ın duruşu, bölge halkları ve hatta Körfez ülkeleri için aşılmaz bir kale teşkil etmektedir. Eğer düşman İran’da hedeflerine ulaşabilseydi, yarın Körfez ülkelerini en ağır şantaj yöntemleriyle tehdit edecekti."
İran’ın son beş aydır süren çatışmalarda gösterdiği cesaretin ve Amerikan üslerine yönelik operasyonların stratejik bir dönüm noktası olduğunu belirten Seyyid el-Husi, sözlerini şu mesajla noktaladı:
"İran’ın gösterdiği bu kararlılık, yüksek etkinlik ve elde ettiği başarı, sadece İran'ın değil, tüm İslam ümmetinin zaferidir. Bu kararlılık, Amerika ve İsrail’in diktelerine boyun eğen rejimlerin, politikalarını ve hesaplarını yeniden gözden geçirmeleri için fazlasıyla yeterlidir."