Prof. Mearsheimer: ABD Ortadoğu'da yıkıcı bir yenilgi aldı

img
Prof. Mearsheimer: ABD Ortadoğu'da yıkıcı bir yenilgi aldı YDH

Siyaset bilimci Profesör John Mearsheimer, Ortadoğu ve Ukrayna'da tırmanan çatışmaların küresel dengeleri temelden sarstığını ve ABD'nin bölgedeki askeri caydırıcılığının çöktüğünü belirtti.




YDH - Uluslararası ilişkiler disiplininin dünyaca ünlü isimlerinden, Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Profesör John Mearsheimer, Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, küresel siyasetin içinden geçtiği tırmanma evrelerini ve büyük güçler arasındaki çatışma dinamiklerini değerlendirdi.

İran ve Ukrayna merkezli savaşların askeri, ekonomik ve jeostratejik boyutlarını analiz eden Mearsheimer, ABD öncülüğündeki Batı ittifakının askeri kapasite yetersizlikleri ve hatalı varsayımlar nedeniyle çok yönlü bir kriz sarmalına sürüklendiğini ifade etti.

"ABD'nin bir zafer teorisi yok"

Ortadoğu'da İran ve müttefikleri ile ABD destekli koalisyon arasında tırmanan savaşı değerlendiren Profesör John Mearsheimer, Washington yönetiminin bölgede net bir askeri stratejiden yoksun olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın tutarsız hamlelerle süreci yönetmeye çalıştığını belirten Mearsheimer, "Mevcut duruma baktığımda, Amerikalıların bir zafer teorisine sahip olduğuna inanmıyorum. Başkan Trump sadece pervasız, anlık tepkilerle hareket ediyor" ifadelerini kullandı.

17 Haziran tarihinde imzalanan mutabakat zaptının aslında ABD açısından bir teslimiyet belgesi niteliğinde olduğunu kaydeden Mearsheimer, anlaşmanın maddeleri incelendiğinde İran'ın neredeyse her konuda kazanan taraf olduğunun açıkça görüldüğünü dile getirdi.

ABD'nin bu mutabakatın ardından duruma müdahale etmek için yeni bir askeri veya ekonomik koz üretemediğini belirten Mearsheimer, şu değerlendirmede bulundu:

"Haziran ayındaki teslimiyet belgesini imzalamadan önce elimizde yeterli zorlayıcı güç olsaydı zaten o anlaşmayı bu şartlarla imzalamazdık. O günden bu yana askeri sahada neyi değiştirdik ki yeni bir baskı unsuru elde edelim? Trump yönetimi iki temel hamle yaptı. Birincisi, daha önce iki ay boyunca uygulanıp başarısız olan deniz blokajını yeniden yürürlüğe koydu. Geçmişte işe yaramayan bir yöntemin bugün neden sonuç vereceğini düşündüklerini anlamak mümkün değil. İkinci hamle ise İran ile yeniden karşılıklı misilleme döngüsüne girmek oldu. Savaşın ilk 40 günündeki yoğun hava bombardımanı sonuç vermemişken, bu sınırlı misilleme adımlarının ABD'ye üstünlük kazandıracağını düşünmek büyük bir yanılgıdır."

"İran 'biz petrol satamazsak Ortadoğu'dan tek damla petrol çıkmaz' diyor"

Savaşın dikey tırmanmadan ziyade yatay olarak genişlediğine dikkat çeken Profesör Mearsheimer, petrol sevkiyat hatlarının hedef alınmasının küresel ekonomiyi büyük bir felakete sürükleyebileceğini kaydetti.

İran ve müttefiki olan Yemen'deki Ensarullah hareketinin stratejik limanları ve geçiş yollarını kapatma kapasitesine ulaştığını belirten Mearsheimer, "İranlılar, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hürmüz Boğazı dışındaki limanı Fuceyra'dan yapılan petrol akışını çoktan kesti. Benzer şekilde, Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı'ndan yapılan sevkiyat da büyük risk altında" dedi.

Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı tamamen kapatılmasa bile İran'ın doğrudan Yenbu'yu vurarak Suudi petrol akışını tamamen durdurabileceğini ifade eden Mearsheimer, bu durumun tırmanma dengesindeki rolünü şu sözlerle açıkladı:

"Karşılıklı hamlelerin yapıldığı bu süreçte sahada üstünlük kurduğumuza dair hiçbir kanıt yok. İran; Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün gibi ülkelerdeki Amerikan üslerini ve müttefiklerini vurmaya devam ediyor. Esas olarak tırmanma merdiveninde yukarı doğru tırmanırken, Amerikalıların tırmanma üstünlüğüne sahip olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. İranlılar temel olarak şu mesajı veriyor: 'Eğer biz kendi petrolümüzü dünya pazarlarına ihraç edemezsek, Ortadoğu'dan hiç kimsenin petrol çıkarmasına izin vermeyiz.' Bu durumun uluslararası ekonomi için feci sonuçları olacaktır."

ABD'nin uzun soluklu bir savaşı yürütecek mühimmat stokuna sahip olmadığını da sözlerine ekleyen Mearsheimer, savaşın ilk evresinin durdurulmasının arkasındaki temel nedenlerden birinin askeri envanterdeki ciddi azalmalar olduğunu belirtti.

"Ukrayna'da ordu tükeniyor, Batı ise savaşı sürdürmek için propaganda yapıyor"

Mülakatın ikinci bölümünde Ukrayna'daki savaşı ve Batı'nın Rusya'yı zayıflatma stratejisini ele alan Profesör John Mearsheimer, Avrupa ve ABD'nin gerçeklerden kopuk bir propaganda savaşı yürüttüğünü belirtti.

Batı medyasında yer alan "Ukrayna savaşı kazanıyor, cephede durum tersine döndü" yönündeki söylemlerin sahayı yansıtmadığını vurgulayan Mearsheimer, şöyle konuştu:

"Batı'daki propaganda kampanyası üç ayak üzerine kurulu. Birincisi, Ukrayna'nın uzun menzilli insansız hava araçlarıyla Rus altyapısına düzenlediği saldırıların çok başarılı olduğu iddiası. İkincisi, Rus ordusunun cephede büyük zorluklar yaşadığı ve geri çekilmek zorunda kaldığı tezi. Üçüncüsü ise Rus ekonomisinin çökmek üzere olduğu ve Devlet Başkanı Vladimir Putin'in iktidarını kaybedeceği beklentisi. Bu adımlarla Rusya'yı büyük güçler liginden düşürmeyi hedefliyorlar. Hatta ABD Senatosu'nda Rus ekonomisini tamamen felç etmeyi amaçlayan yeni yaptırım yasaları üzerinde çalışılıyor ve Trump da bu adımları destekliyor."

Ancak cephedeki gerçek askeri durumun tamamen farklı olduğunu belirten Mearsheimer, şu tespitleri paylaştı:

"Çok net ifade etmek gerekir ki cephedeki gerçek askeri duruma baktığımızda savaşı Ruslar kazanıyor. Rus ordusu Ukrayna güçlerini adım adım geriye itiyor. Ukrayna ordusu insan gücü ve lojistik açıdan son derece çaresiz bir durumda. Onları cephede tutan tek unsur, Batı desteğiyle sağlanan insansız hava araçlarıdır. Fakat Ukrayna hatları o kadar ince ve zayıf ki Rus ordusunun nihai olarak bu savunmayı aşmasını engellemek neredeyse imkansız. Savaşta belirleyici olan unsur fabrikada üretilen silahlardan ziyade cephedeki asker sayısıdır ve Ukrayna'nın asker kaynağı tükenmektedir."

Avrupalı liderlerin Ukrayna'yı bir koçbaşı gibi kullandığını ifade eden Mearsheimer, Avrupalıların kendi askerleri ölmediği için barışçıl bir çözüme yanaşmadıklarını, Ukrayna'ya sadece para ve silah göndererek bu ülkenin kan kaybederek yok olmasına göz yumduklarını dile getirdi.

"Büyük bir gücü köşeye sıkıştırmak nükleer felaket reçetesidir"

Soğuk Savaş dönemindeki stratejik devlet aklı ile günümüz liderlerinin yaklaşımları arasındaki farka dikkat çeken Profesör John Mearsheimer, nükleer caydırıcılık ilkelerinin modern karar vericiler tarafından tamamen unutulduğunu söyledi.

Batı'nın Rusya'nın kırmızı çizgilerini ve nükleer kapasitesini göz ardı eden sorumsuz politikalar izlediğini belirten Mearsheimer, şu uyarılarda bulundu:

"Biz Soğuk Savaş döneminde asla böyle davranmadık. Çünkü nükleer silahlarla donatılmış devasa bir gücü köşeye sıkıştırmanın feci bir felaketle sonuçlanacağını çok iyi biliyorduk. Sovyetler Birliği'nin 1956'da Macaristan'a, 1968'de Çekoslovakya'ya müdahale ettiği dönemlerde, Macarlara ya da Çeklere askeri yardım göndermeyi aklımızdan bile geçirmedik. Çünkü Sovyetler Birliği'nin hayatta kalma refleksini veya büyük güç statüsünü tehdit etmenin yaratacağı nükleer tehlikenin farkındaydık. Bugün ise bazı çevreler Rusya'nın nükleer silahlarının ve kırmızı çizgilerinin bir önem taşımadığını, onları istediğimiz gibi hırpalayabileceğimizi düşünüyor. Bu dehşet verici bir cehalettir."

Soğuk Savaş'ın bitiminde Başkan George Bush yönetiminin Rusya'yı aşağılamamak ve köşeye sıkıştırmamak için büyük bir hassasiyet gösterdiğini hatırlatan Mearsheimer, günümüz dünyasındaki liderlerin ise tek kutuplu dönemin getirdiği rehavetle yetiştiğini ve dengeli güç politikasından tamamen saptıklarını ekledi.

Savaşın diplomatik yollarla çözülmesinin önündeki en büyük engelin Batı'nın maksimalist talepleri olduğunu belirten Mearsheimer, mülakatı şu sözlerle tamamladı:

"Batı ve Ukrayna ilişkileri her geçen gün daha da derinleşiyor. Ukrayna, resmi olarak üye olmasa bile fiilen bir NATO ve Avrupa Birliği unsuru haline getiriliyor. Ruslar açısından bu durum varoluşsal bir tehdittir. Eğer Ukrayna cephesi tamamen çökerse ve Batı bu durumu kurtarmak için daha da agresif adımlar atmaya karar verirse, kendimizi doğrudan bir nükleer çatışmanın içinde bulabiliriz. Rusların da Amerikalıların da elinde nükleer silahlar var ve tırmanma sarmalı durdurulamazsa her iki tarafın da geri adım atması zorlaşacaktır. Geleceğe baktığımda tansiyonun düşeceğine dair hiçbir iyimser emare göremiyorum; aksine sıcaklık daha da yükselecektir."