İran’dan Colani ve sahiplerine mesaj

img
İran’dan Colani ve sahiplerine mesaj YDH

İran'ın ABD'nin Suriye'nin Tenef bölgesine yönelik operasyonu Tahran’ın Colani rejiminin Hizbullah dosyasındaki gelecekteki rolüne ilişkin kendi kırmızı çizgilerini belirlemeye çalıştığını düşündürüyor.




Ahmed Erdem

Donald Trump, ilk olarak İsrail’e Hizbullah’la mücadele sorumluluğunu Suriye’nin yeni yönetimine devretmesini önerdi.

Trump, 16 Haziran 2026’da şu ifadeleri kullandı: “İsrail’e, Hizbullah meselesiyle Suriye’nin ilgilenmesine izin vermesini önerdim; çünkü açıkçası onların bu işi daha iyi yapacağını düşünüyorum.”

Trump ayrıca, İsrail’in bu görevi sivilleri öldürmeden yerine getirememesi hâlinde “Suriye bunu yapacaktır” dedi.

Bu sözler yalnızca İsrail’in yöntemlerine yönelik bir eleştiri değildi; aynı zamanda Hizbullah’ı sınırlandırma görevinin bir bölümünün Suriye’nin yeni yönetimine verilmesi ihtimaline de işaret ediyordu.

Birkaç gün sonra Trump bir adım daha ileri giderek bu dosyanın Suriye’ye devredilmesine “yakın” olduğunu açıkladı. Böylece mesele artık yalnızca İsrail’e sunulmuş bir öneri olmaktan çıktı ve Amerikan siyasetinde değerlendirilen bir seçenek hâline geldi.

Bir sonraki aşamada Trump, Colani’nin “devreye gireceğini ve Hizbullah’la ilgileneceğini”, bunu da İsrail’den farklı ve daha hassas bir şekilde yapacağını söyledi.

Ayrıca Colani’nin bu görevi yerine getirmeye istekli olduğunu bildiğini de ekledi. Kendisine, Suriye yönetiminin başındaki ismin bu adımı atmak için Washington’dan yeşil ışık bekleyip beklemediği sorulduğunda ise “bunu düşünüyorum” yanıtını verdi.

Bu ifade resmî bir onay anlamına gelmese de Suriye’nin yeni yönetiminin Hizbullah dosyasına dâhil edilmesinin Washington’da ciddi biçimde ele alınan bir konuya dönüştüğünü gösteriyordu.

Genel olarak Trump’ın açıklamaları üç aşamalı bir sürece işaret ediyor: Bu görevin Suriye’ye devredilmesinin önerilmesi, uygulamaya geçilmesine yaklaşıldığının açıklanması ve ardından Colani bu dosyaya girmeye hazır olduğunun dile getirilmesi.

Bu tutumun tekrarlanması, söz konusu açıklamaların yalnızca dönemsel ya da anlık siyasi tepkiler olarak değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.

Peki Colani neden bu kadar maliyetli bir görevi kabul etsin? Suriye’nin yeni rejimi, konumunu sağlamlaştırmak için ABD’nin ve Batılı ülkelerin siyasi ve ekonomik desteğine ihtiyaç duyuyor.

Yaptırımların kaldırılması, yabancı sermayenin çekilmesi ve uluslararası meşruiyet kazanılması büyük ölçüde bu desteğin devamına bağlı.

Bu şartlar altında Hizbullah dosyasında Washington’la iş birliği yapmak, bu desteği korumanın bir bedeli olarak görülebilir. Özellikle de ABD, Suriye’nin yeni rejiminden kendi bölgesel stratejisi çerçevesinde daha aktif bir rol üstlenmesini bekliyorsa.

Trump ile Colani arasındaki görüşmeden sonra yaşanan gelişmeler de bu varsayımı güçlendirdi.

Bazı Alevi bölgeler üzerindeki baskı arttı ve Suriyeli yetkililer bazı kişi ve ağları Hizbullah’la bağlantılı olmakla suçladı.

Colani rejimi aynı zamanda Hizbullah’ı yalnızca Lübnanlı bir aktör değil, Suriye’nin iç güvenliğine yönelik bir tehdit olarak göstermeye çalıştı. Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Bunun ardından Suriye İçişleri Bakanlığı, Suriye-Irak sınırında füze ve gelişmiş silahlar taşıyan bir kamyonun ele geçirildiğini iddia etti ve söz konusu sevkiyatın Lübnan Hizbullahı’na gönderildiğini öne sürdü.

Hizbullah bu iddiayı reddederek uydurma olduğunu açıkladı. İddianın doğruluğundan bağımsız olarak olayın önemi, Suriye’nin yeni yönetiminin ilk kez açık biçimde bir güvenlik operasyonunu doğrudan Hizbullah’la ilişkilendirmesi ve bunu ülkenin güvenliğini koruma görevinin bir parçası olarak sunmasındaydı.

Bu gelişmeler Trump’ın açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Şam’ın Hizbullah’ın faaliyetlerini sınırlandırma konusunda giderek daha aktif bir rol üstlenmeye hazırlandığı ihtimali güçleniyor.

Bu rol; sınır güzergâhlarının kontrolünden, Hizbullah’la bağlantılı ağlar üzerindeki baskının artırılmasına kadar uzanabilir.

Colani’nin Hizbullah’la doğrudan bir çatışmaya girme kararı aldığını söylemek için henüz erken olsa da işaretler, bu dosyanın artık rejim açısından yalnızca bir dış politika meselesi olmadığını gösteriyor.

Bu çerçevede İran Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki Amerikan operasyon merkezlerinden birine düzenlediği saldırı da Washington’a verilen doğrudan bir cevabın ötesinde yorumlanabilir.

Devrim Muhafızları resmî açıklamasında bu operasyonu ABD’nin eylemlerine karşı bir karşılık olarak nitelendirdi.

Ancak saldırının Hizbullah üzerindeki baskıların arttığı bir döneme denk gelmesi, bunun aynı zamanda Şam’a yönelik caydırıcı bir mesaj taşıdığı ihtimalini de gündeme getiriyor.

Buna göre Colani rejimi, ABD ve İsrail stratejisi doğrultusunda Hizbullah’la doğrudan karşı karşıya gelirse İran bunu yalnızca Suriye’nin iç meselesi olarak görmeyebilir.

Elbette İran bu konuda henüz resmî bir tutum açıklamış değil.

Bununla birlikte gelişmelerin zamanlaması, Tahran’ın Suriye yönetiminin Hizbullah dosyasındaki gelecekteki rolüne ilişkin kendi kırmızı çizgilerini belirlemeye çalıştığını düşündürüyor.

Sonuç olarak, ABD’nin Hizbullah dosyasını Colani’ye devrettiğini kesin biçimde söylemek henüz mümkün değildir.

Ancak Trump’ın açıklamaları ve sahadaki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Washington’ın en azından Hizbullah’ı sınırlandırma görevinin bir bölümünü Colani’ye vermeyi değerlendirdiği görülüyor.

Bu görev sınırların kontrolü ve destek hatlarının kesilmesiyle başlayabilir; daha da genişlemesi hâlinde ise Suriye’yi Hizbullah’a karşı gelecekteki mücadelenin başlıca aktörlerinden biri hâline getirebilir.

Colani’nin böyle bir rolün bedelini ne ölçüde ödemeye hazır olduğu ise önümüzdeki aylarda yaşanacak gelişmelerle ortaya çıkacaktır.



Makaleler

Güncel