İngiliz istihbaratının Beyaz Baretliler modelini Lübnan'a taşıyarak Hizbullah'ın toplumsal etkisini zayıflatmayı amaçlayan “Filistin Sivil Savunması” adlı alternatif bir sivil yapı oluşturduğu bildirildi.
YDH- İngiltere merkezli istihbarat bağlantılı yapıların, Lübnan'da faaliyet gösteren Filistin Sivil Savunması (FSS) adlı oluşumu Hizbullah'ın toplumsal etkisini zayıflatmayı hedefleyen uzun vadeli bir proje kapsamında kurduğu belirtildi.
ABD merkezli haber ve analiz platformu ScheerPost'ta yayımlanan analizde, bu yapının Suriye'deki “Beyaz Baretliler” (White Helmets) modelinin Lübnan'a uyarlanmış hali olduğu bildirildi.
White Helmets modeli Lübnan'a taşındı
Analizde, Batılı medya ve insan hakları kuruluşlarının son yıllarda FSS'yi Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarında faaliyet gösteren gönüllü bir acil yardım teşkilatı olarak tanıttığı ifade edildi.
Örgütün özellikle 2020 Beyrut Limanı patlaması başta olmak üzere büyük felaketlerde ilk müdahaleyi gerçekleştiren ekiplerden biri olarak öne çıkarıldığı, uluslararası medyaya olay yerinden görüntüler sağladığı ve Lübnan toplumunda “olumlu bir imaj” oluşturduğu belirtildi.
ScheerPost, bu insani görünümün arkasında İngiliz istihbaratının Hizbullah'ın toplumsal etkisini azaltmayı amaçlayan uzun vadeli bir programının bulunduğunu yazdı.
Analize göre FSS, Suriye'de faaliyet gösteren Beyaz Baretliler örnek alınarak kuruldu. Her iki yapının da eski MI6 mensubu Alistair Harris tarafından kurulan İngiliz şirketi ARK tarafından oluşturulduğu belirtildi.
ARK'ın internet sitesinde yer alan bilgilere atıfta bulunan analiz, şirketin yurt dışında kurduğu arama-kurtarma ekipleri arasında Beyaz Baretliler'i örnek gösterdiğini, bu modelin daha sonra Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarında FSS 'nin kurulmasına uyarlandığını aktardı.
"Aynı yöntem Lübnan'da uygulandı"
Analiz, Beyaz Baretliler'in resmi adının Suriye'nin mevcut devlet kurumu olan "Suriye Sivil Savunması" ile aynı olmasının geçmişte tartışmalara yol açtığını hatırlattı.
Gazeteci Vanessa Beeley'in saha çalışmalarına yer verilen analizde, Suriye'deki resmi sivil savunma ve sağlık ekiplerinin silahlı gruplarca hedef alındığı, daha sonra bu ekiplerin araç, üniforma ve ekipmanlarının Beyaz Baretliler tarafından kullanıldığı yönündeki değerlendirmeler aktarıldı.
Benzer şekilde Lübnan'daki FSS'nin de Gazze ve Batı Şeria'da uzun yıllardır faaliyet gösteren Filistin Sivil Savunması ile aynı adı kullandığına dikkat çeken analiz, bunun iki yapı arasında bilinçli bir çağrışım oluşturmayı amaçlayıp amaçlamadığı sorusunu gündeme getirdi.
ScheerPost, Beyaz Baretliler örneğinde olduğu gibi FSS'nin de devlet kurumlarına alternatif yarı-resmi bir yapı olarak tasarlandığını ve siyasi dönüşüm hedeflerine hizmet edecek şekilde kurgulandığını savundu.
Hizbullah'ın yerine alternatif yapı
ScheerPost analizine göre FDD, sahada Hizbullah'ın uzun yıllardır yürüttüğü sivil hizmetlere alternatif oluşturacak bir yapı olarak tasarlandı.
Analizde, Hizbullah'a bağlı İslami Sağlık Kurumu, Risale İzci Teşkilatı ve sivil savunma birimlerinin uzun yıllardır enkaz altındaki sivillerin kurtarılması, yangınlara müdahale edilmesi ve acil yardım faaliyetlerini yürüttüğü belirtildi. Bu hizmetlerin, Hizbullah'ın Lübnan'ın farklı dini ve toplumsal kesimleri nezdindeki desteğini güçlendirdiği ifade edildi.
Batılı ülkelerin ise Hizbullah'ın siyasi ve askeri açıdan zayıflatılmasını hedeflediğini belirten analiz, FSS'nin bu nedenle Hizbullah'ın sahadaki rolünü üstlenebilecek alternatif bir yapı olarak geliştirildiğini kaydetti.
Analize göre İsrail'in Ekim 2024'te Lübnan'a yönelik saldırılarından bu yana Hizbullah'a bağlı sağlık ve sivil savunma personeli sistematik biçimde hedef alındı. Ülkenin güneyindeki geniş bölgeler acil yardım hizmetlerinden mahrum kalırken, İsrail'in Lübnan'dan çekilmeyi Hizbullah'ın etkisiz hale getirilmesi şartına bağladığı ifade edildi.
ScheerPost, Batı'da Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına ilişkin tartışmalar sürerken FSS'nin bu boşluğu doldurmaya hazır bir yapı olarak tutulduğunu yazdı.
Beyrut Limanı patlaması dönüm noktası oldu
Analiz, Middle East Report (MERIP) dergisinde Ekim 2020'de yayımlanan bir yazıya atıfla, Beyrut Limanı patlamasının ardından FSS ekiplerinin mülteci kamplarından hızla olay yerine ulaştığını ve arama-kurtarma çalışmalarına katıldığını aktardı.
MERIP'e göre örgüt, patlamanın ardından yürüttüğü faaliyetler nedeniyle Lübnan'da "kahraman" olarak öne çıkarıldı. Enkaz altındaki sivillerin kurtarılması ve acil yardım çalışmaları, örgütün ülke çapında tanınmasını sağladı.
Analizde, 4 Ağustos 2020'de meydana gelen Beyrut Limanı patlamasında en az 218 kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 7 bin kişinin yaralandığı, 300 bin kişinin yerinden edildiği ve yaklaşık 15 milyar dolarlık maddi hasar oluştuğu hatırlatıldı.
MERIP'e dayandırılan değerlendirmeye göre FSS'nin kuruluşu, Suriye'deki mülteci krizine yönelik uluslararası insani yardım programları kapsamında ayrılan fonlarla bağlantılıydı.
Bu fonlarla Lübnan'da çok sayıda sivil toplum projesi başlatıldığı, bunlar arasında FSS’nin en kapsamlı girişimlerden biri olduğu belirtilirken, örgütün yalnızca devletin ulaşamadığı bölgelerde afet müdahalesi yapmakla kalmayıp mülteci kamplarındaki siyasi bölünmüşlüğü de azaltmayı amaçladığı ifade edildi.
ScheerPost ise bu "bölünmüşlük" tanımının esasen Filistin mülteci kamplarında etkisini sürdüren İsrail karşıtı grupları hedef aldığını belirtti.
Analiz, MERIP'in de söz konusu kampların uzun yıllar Filistin Kurtuluş Örgütü'nün İsrail'e karşı silahlı mücadelesinin merkezi olduğunu ve bugün de büyük ölçüde Siyonizm karşıtı unsurların etkisi altında bulunduğunu kabul ettiğini aktardı.
Patlama sonrası devletle temas kuruldu
ScheerPost analizine göre, Beyrut Limanı patlaması FSS'nin Lübnan kamuoyunda görünürlük kazanmasını sağlayan dönüm noktası oldu.
Analiz, ARK tarafından önceden ambulans ve itfaiye aracıyla donatılan FSS'nin, patlamanın ardından kent merkezindeki yaralılara müdahale edebilecek konumda bulunduğunu belirtti.
Bununla birlikte, örgütün ilk aşamada Lübnanlı yetkililerin olumsuz yaklaşımıyla karşılaştığı ifade edildi. MERIP'e göre, üyelerinin Filistinli mülteci statüsünde bulunmaları ve resmi kimlik belgelerine sahip olmamaları nedeniyle güvenlik güçleri FSS ekiplerinden olay yerini terk etmelerini istedi.
Analiz, FSS lideri Hüseyin Dimasi'nin devlet yetkilileriyle temasa geçmesinin ardından Lübnan Genel Güvenlik Müdürlüğü ile örgüt arasında doğrudan bir iletişim hattı kurulduğunu aktardı. Bu temasın ardından Dimasi'nin kurtarma çalışmalarının koordinasyonunu üstlendiği ve PCD'nin resmi makamların onayıyla faaliyet yürütmeye başladığı belirtildi.
ARK kurucusundan övgü
Analize göre, ARK'ın kurucusu ve eski MI6 mensubu Alistair Harris, Kasım 2020'de Crisis Response dergisinde yayımlanan makalesinde FSS'nin faaliyetlerini övdü.
Harris'in, FSS'nin 2019 yılında Lübnan'daki orman yangınlarında üstlendiği rol nedeniyle Birleşmiş Milletler tarafından takdir edildiğini, Beyrut Limanı patlamasının ardından ise çok sayıda Filistinli gencin örgüte katıldığını yazdığı aktarıldı.
Makaleye göre FSS daha sonra faaliyetlerini Kovid-19 salgınıyla mücadeleye yöneltti. Bu kapsamda İngiltere'nin Beyrut Büyükelçiliğinin desteğiyle ücretsiz maske üretimi ve dağıtımı gerçekleştirildi.
ScheerPost, Harris'in Beyrut Limanı patlamasına verilen müdahaleyi "olağanüstü" ve "umut verici" olarak nitelendirdiğini, FSS'nin “fedakârlıkları” sayesinde Lübnan toplumundaki önyargıların kırılmaya başladığını savunduğunu aktardı.
Analiz, Harris'in örgüt üyelerinin "çizmelerini ve kasklarını giyerek korkusuzca kaosa doğru koştuklarını" yazdığını, ancak olay yerinde kullanılan görüntü kayıt ekipmanlarına değinmediğini belirtti.
Buna karşılık Harris'in, kurtarılan kişilerden birine ait görüntülerin uluslararası alanda geniş yankı uyandırmasını özellikle vurguladığını kaydeden analiz, BBC'nin Eylül 2020'de söz konusu kurtarma operasyonuna ilişkin özel bir haber hazırladığını ve görüntülerin sosyal medyada yüz binlerce kişi tarafından izlendiğini aktardı.
Beyrut Limanı patlaması tartışmaları
ScheerPost analizinde, Beyrut Limanı patlamasının ardından olayın sorumluluğuna ilişkin yoğun bir tartışma yaşandığı belirtildi.
Analiz, aradan geçen yıllara rağmen Beyrut Limanı patlamasının hâlâ aydınlatılamadığına dikkat çekerek, Beyaz Baretliler'in Suriye'deki faaliyetleri göz önüne alındığında FSS'nin patlamanın hemen ardından olay yerinde hazır bulunmasının dikkat çekici olduğunu belirtti ve İngiliz istihbaratının olası rolüne ilişkin soru işaretleri bulunduğunu ifade etti.
Beyaz Baretliler ve OPCW bağlantısı
ScheerPost, Beyaz Baretliler yöneticilerinden Emma Winberg'in 2018 yılında NATO bağlantılı Atlantic Council'de yaptığı konuşmaya da yer verdi.
Analize göre Winberg, Beyaz Baretliler ekiplerinin sivillerin bombalandığı bölgelerdeki kurtarma çalışmalarını görüntülemek amacıyla kameralarla donatıldığını, bu görüntülerin olayların hemen ardından uluslararası kamuoyuna servis edildiğini anlattı.
Winberg'in ayrıca Beyaz Baretliler'in 2015'ten itibaren Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) adına delil toplamaya başladığını söylediği aktarıldı.
ScheerPost, Beyaz Baretliler tarafından sağlanan görüntüler, tanık ifadeleri ve kimyasal numunelerin OPCW soruşturmalarının temel dayanaklarından biri haline geldiğini, bunun ise suistimale açık bir mekanizma oluşturduğunu savundu.
Analiz, 2018'de Duma'da düzenlendiği öne sürülen kimyasal saldırıya ilişkin soruşturmada olay yerine giden bazı OPCW uzmanlarının saldırının muhalif gruplarca kurgulanmış olabileceğine dair bulgular elde ettiğini, ancak örgütün nihai raporunda Suriye hükümetini sorumlu tuttuğunu hatırlattı.
ScheerPost, söz konusu sonucun büyük ölçüde Beyaz Baretliler tarafından sağlanan tanık ifadeleri, görüntüler ve kimyasal numunelere dayandığını belirtti. Ayrıca Beyaz Baretliler'in kurucularından James Le Mesurier'in de ARK bünyesinde görev yaptığını ve daha sonra İstanbul'da şüpheli koşullarda öldüğünü kaydetti.
FSS'nin son dönemdeki sessizliği
ScheerPost analizine göre, İngiliz istihbaratının desteğiyle kurulduğu belirtilen FSS'nin sosyal medya hesapları, İsrail'in Mart ayında Lübnan'a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana büyük ölçüde “sessiz” kaldı.
Analiz, İsrail'in saldırılarında çok sayıda Lübnanlı sivilin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına, bir milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine, yerleşim alanlarının yıkılmasına ve Filistin mülteci kamplarının hedef alınmasına rağmen FSS'nin önceki dönemlerde olduğu gibi görünür bir faaliyet yürütmediğini belirtti.
Kendisini "ilk müdahale ekibi" olarak tanımlayan örgütün bu süreçte ne İsrail saldırılarını belgelediği ne de sahada kayda değer bir kurtarma faaliyeti yürüttüğü ifade edilen analizde, bunun FSS'nin kuruluş amacına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdığı kaydedildi.
ScheerPost, FSS'nin ARK tarafından İsrail'in saldırılarını belgelemek ya da bunlara müdahale etmek amacıyla değil, farklı siyasi hedefler doğrultusunda oluşturulduğunu vurguladı.
"Lübnan'da Beyaz Baretliler benzeri bir yapı kuruldu"
Analiz, Beyaz Baretliler'in bugün yalnızca Suriye'nin resmi acil yardım teşkilatının bir parçası olarak faaliyet göstermediğini, aynı zamanda yurt dışında "uluslararası insani yardım operasyonları" kapsamında da görevlendirildiğini belirtti.
ScheerPost'a göre Lübnan'da da benzer bir yapılanma oluşturuldu. Analiz, FSS'nin, Londra, Washington ve Tel Aviv'in beklentilerine uygun bir yönetimin iş başına gelmesi halinde Hizbullah'ın yıllardır yürüttüğü sivil savunma ve acil yardım faaliyetlerinin yerini alacak “alternatif” bir yapı olarak hazır tutulduğunu ifade etti.
Analiz, İsrail ve ABD'nin yeniden tırmandırdığı saldırılara rağmen Hizbullah'ın geri adım atacağına dair herhangi bir işaret bulunmadığını vurgulayarak, FSS'yi desteklediği belirtilen çevrelerin beklediği siyasi dönüşümün gerçekleşmesinin uzak bir ihtimal olduğu değerlendirmesinde bulundu.