Financial Times: Trump İran bataklığına sürükleniyor

img
Financial Times: Trump İran bataklığına sürükleniyor YDH

Financial Times, Washington’un İran’da uygulanabilir bir zafer planından yoksun olduğunu, savaşın ABD’yi yeni kayıplara, tükenen silah stoklarına ve daha derin bir bölgesel çıkmaza sürüklediğini yazdı.




YDH- Financial Times'ta yayımlanan analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politika mirasının büyük ölçüde İran politikasıyla şekilleneceği belirtilirken, savaşın yeniden başlamasına rağmen Washington'un "zafer" olarak tanımlayabileceği “gerçekçi bir stratejiye sahip olmadığı” değerlendirmesi yapıldı.

Analizde, Trump yönetiminin savaşın başındaki hedeflerinden geri adım atarak başarı ölçütünü giderek aşağı çektiği ifade edildi.

Geçen hafta Aspen Güvenlik Forumu'nda konuşan Trump'ın ilk dönem savunma bakanı Mark Esper'in, ABD açısından iki sonucun yeterli görülebileceğini söylediği hatırlatıldı. Bunların, “Hürmüz Boğazı'nın ücret uygulanmadan yeniden ulaşıma açılması ve İran'ın nükleer programının Barack Obama dönemindeki anlaşmaya benzer şekilde yeniden sınırlandırılması” olduğu belirtildi.

Bunun, “savaş öncesindeki statükonun yeniden kurulmasının Washington için başarı sayılması anlamına geldiği” kaydedildi.

Ancak analizde, “bu sınırlı hedeflerin dahi gerçekleşmesinin zor olduğu” vurgulandı.

“İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alma konusunda kararlı olduğu belirtilirken, ABD'nin bunu uzun vadede nasıl engelleyebileceğine dair inandırıcı bir plan bulunmadığı” ifade edildi.

Yazıda, Hürmüz'de ücret uygulamasının İran'a milyarlarca dolarlık gelir sağlayabileceği ve Tahran'a küresel enerji arzı üzerinde “kalıcı bir baskı aracı” kazandırabileceği değerlendirmesi yapıldı.

ABD'nin böyle bir durumu kabul etmeyeceğini defalarca açıkladığı hatırlatılan analizde, buna rağmen “hava saldırılarının boğazı açmaya yetmeyeceği, Beyaz Saray'da ise kara harekâtına yönelik herhangi bir siyasi iradenin bulunmadığı” belirtildi.

Emekli ABD'li General Barry McCaffrey'in Hürmüz için yürütülecek olası bir kara savaşının yaklaşık “600 bin asker” gerektireceği ve “bir yıl” sürebileceği yönündeki değerlendirmesine yer verildi.

Analizde, İran'ın son çatışma dalgasına Suudi Arabistan'a aylar sonra ilk kez saldırı düzenleyerek karşılık verdiği, bunun da Körfez ülkelerinin petrol tesisleri ve deniz suyu arıtma tesisleri gibi kritik altyapılarının ne kadar “kırılgan” olduğunu yeniden gösterdiği ifade edildi.

İran'ın füze kapasitesi Washington'u endişelendiriyor

Financial Times'a göre Trump rejimi, İran'ın füze ve insansız hava aracı kapasitesinin önümüzdeki yıllarda daha da gelişeceğini değerlendiriyor.

Tahran'ın halihazırda Dubai Havalimanı, Katar'daki LNG tesisleri ve bölgedeki ABD üsleri dahil çok sayıda hedefi vurabildiği belirtilirken, cuma günü Ürdün'de iki ABD askerinin ölmesinin bu tehdidin somut örneklerinden biri olduğu ifade edildi.

ABD'li stratejistlerin, Rusya ve Çin'in sağladığı destekle İran'ın “birkaç yıl içinde” daha uzun menzilli ve çok daha hassas silahlara sahip olacağından endişe duyduğu aktarıldı.

Bu durumda İsrail'in Dimona nükleer reaktörü ile ABD'nin Hint-Pasifik stratejisinin temel unsurlarından biri olan Diego Garcia Üssü'nün de İran füzelerinin menziline girebileceği değerlendirildi.

Analizde, İran'ın mevcut savaş sırasında her iki hedefin yakınına da füze fırlattığı ancak başarılı olamadığı, bunun gelecekte değişebileceği uyarısında bulunuldu.

Washington'da yeniden "rejim değişikliği" arayışı

Yazıda, “diplomasi” yoluyla İran'ın sınırlandırılamayacağı yönündeki kanaatin güçlenmesiyle birlikte Washington'da yeniden "rejim değişikliği" seçeneğinin tartışılmaya başlandığı belirtildi.

Trump ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun 28 Şubat'ta savaşı başlatırken temel hedeflerinden birinin İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmek olduğu ifade edilirken, askeri baskının halk ayaklanmasına yol açacağı beklentisinin kısa sürede “boşa çıktığı” kaydedildi.

Bunun üzerine Washington'un bir süre “diplomatik çözüm” arayışına yöneldiği, ancak diplomasinin başarısız olduğuna dair kanaatin güçlenmesiyle yönetim içinde yeniden ilk plana, yani “rejim değişikliği” stratejisine dönüş eğiliminin ortaya çıktığı belirtildi.

Analize göre bu stratejinin ilk ayağını “ekonomik baskının artırılması” oluşturuyor.

ABD'nin İran petrol ihracatına yönelik ablukayı yeniden devreye aldığı belirtilirken, Washington'un birkaç ay içinde İran'ın petrol gelirlerinin büyük bölümünü keserek ülkede derin bir ekonomik kriz yaratabileceğine inandığı ifade edildi.

Ayrıca, ABD ve İsrail'in sistem içerisinden iş birliği yapabilecek isimleri bulmaya çalıştığı belirtilirken, bu çerçevede eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ı kazanma girişiminde bulunulduğu, ancak bu girişimin “başarısız” olduğu kaydedildi.

İran içinde yeni bir ayaklanmanın teşvik edilmesi fikrinin de yeniden gündeme geldiği ifade edilirken, savaşın ilk döneminde İsrail'in “Kürt grupların silahlandırılmasını” önerdiği, Washington'un bunu reddettiği ancak “başka seçeneklerin tükenmesi nedeniyle bu planın yeniden değerlendirilebileceği” öne sürüldü.

İran savaşı Çin'e stratejik fırsat sunabilir

Financial Times, “Washington'un İran'ın savaştan daha güçlü çıkmasını kabullenmek istememesinin anlaşılır olduğunu, ancak bunu tersine çevirmeye çalışmanın çok daha büyük riskler doğurabileceğini” vurguladı.

“Her yeni misillemenin can kayıplarını artırdığı ve ABD'yi Ortadoğu'da yeni bir bataklığa sürükleme ihtimalini güçlendirdiği” belirtilen analizde, “savaşın aynı zamanda ABD'nin mühimmat stoklarını da hızla tükettiği” ifade edildi.

Yazıda, ABD'nin savaşın “ilk haftalarında” Tomahawk seyir füzesi stoklarının yaklaşık yüzde 30'unu, Patriot önleme füzelerinin ise yüzde 50'sini kullandığına ilişkin haberler hatırlatıldı.

Bu mühimmatın önemli bölümünün Tayvan çevresinde yaşanabilecek olası bir Çin krizine ayrıldığı belirtilirken, ABD'nin stoklarını yeniden doldurmasının “yıllar” alabileceği kaydedildi.

Analizde, bunun Çin açısından askeri harekât için yeni bir fırsat penceresi oluşturabileceği uyarısı yapılarak, “İran savaşının bugün Washington'un karşı karşıya olduğu en büyük uluslararası kriz olduğu, ancak uzun vadede çok daha büyük bir küresel krizin zeminini hazırlayabileceği” sonucuna varıldı.



Makaleler

Güncel