Savaşın ateşi Suudi Arabistan'a uzanıyor

img
Savaşın ateşi Suudi Arabistan'a uzanıyor YDH

"Esasen Körfez ülkeleri kendi çıkarlarının nerede olduğunu gayet iyi biliyor. Eksik olan, bu çıkarları savunabilecek asgari bağımsız hareket etme iradesidir."




Hüseyin İbrahim

YDH - Yemen'deki Ensarullah hareketinin Suudi Arabistan liman ve havalimanlarına yönelik abluka tehdidini fiiliyata dökmesi, Riyad yönetimi üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı artırıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Hüseyin İbrahim'in değerlendirmesine göre Washington ile olan yapısal bağımlılığı nedeniyle savaştan tek taraflı çekilemeyen Suudi Arabistan, aslında var olmayan bir Amerikan korumasının bedelini bölgesel istikrarsızlıkla ödüyor.

Yemen’de Ensarullah’ın Suudi liman ve havalimanlarını abluka altına alma tehdidini uygulamaya koyması, hatta Kızıldeniz’deki Babülmendep Boğazı’nı petrol tankerleri dahil Suudi gemilerine kapatma hamlesi, Krallık için seçenekleri daraltıyor.

Riyad’ın, ülkenin istikrarını ve kaynaklarını tüketen bu savaştan asgari güvenlik çıkarlarını koruyarak sıyrılmak istediği sır değil. Ancak Suudi Arabistan’ın bu bataklıktan çıkmasını engelleyen asıl güç, deniz yollarındaki küresel çıkarlarının faturasını Riyad’a kesmek isteyen ABD.

Yemen’in doğu ve güneyinde Birleşik Arap Emirlikleri’ni saf dışı bırakarak bölgenin tek hamisi konumuna gelen Riyad, Sanaa Havalimanı ve Hudeyde Limanı üzerindeki ablukanın da yegane sorumlusu olarak hedef tahtasında duruyor.

Suudi Arabistan bugün, gerek İran ile yürütülen nüfuz mücadelesinde gerekse Yemen sahnesinde, aslında var olmayan bir Amerikan korumasının bedelini ödüyor.

Krallık Yemen yükünden gerçekten kurtulmak isteseydi, Washington’ın müdahalesiyle rafa kalkan "yol haritası" uzlaşısını hayata geçirir ve ablukayı sonlandırırdı. Ensarullah’ın mevcut statükoya boyun eğmesini beklemek gerçekçi olmadığından, Riyad için en makul çıkış yolu ablukayı kaldırıp örgütle barış masasına oturmaktır.

Suudi yönetimi artık erteleyemeyeceği kararların eşiğinde. İran ile ABD arasındaki son çatışma dalgasına kadar Riyad, kendi topraklarındaki Amerikan üslerinin Tahran’a karşı kullanılmasına izin vermekle birlikte, çatışmalardan asgari hasarla sıyrılmasını sağlayan görece bir tarafsızlık siyaseti izliyordu.

Ne var ki mutabakat zaptının hayata geçirilememesi üzerine başlayan bu yeni çatışma dönemi, hem ABD’nin hem de İran’ın yeni bir bölgesel uzlaşı öncesinde masadaki ellerini güçlendirme çabasına sahne oluyor.

Tahran’ın Körfez’deki Amerikan varlığını hedef alan gerilimi tırmandırma hamleleri, Suudi Arabistan’ın bugüne kadar koruduğu tarafsızlık zırhını delebilir. Bu durum, Ensarullah’ın Suudi liman ve havalimanlarını felç ederek Babülmendep’i Riyad’ın dış ticaretine kapatma girişimiyle birleştiğinde baskıyı daha da artıracaktır.

Sanaa üzerindeki ablukayı kaldırmak Riyad için kolay bir karar değil; zira bu adım Yemen’deki yenilginin kabulünden ziyade, Washington ile olan köklü ve yapısal bağların sarsılması anlamına geliyor. Bu yapısal bağı koparmak kolay olmadığından, tek taraflı bir kopuş da masada görünmüyor.

Şu aşamada tek gerçekçi yol, Körfez ülkelerinin Washington’a savaşın durdurulması yönünde baskı yapması ve İran ile sahada oluşan güç dengesini yansıtan hakiki bir barış anlaşmasına varılmasıdır.

Bu anlaşma, Körfez topraklarının Tahran’a yönelik bir tehdit unsuru olmaktan çıkarılmasını da içermelidir. Körfez başkentlerinin "topraklarımızdaki üsler İran’a karşı kullanılmıyor" şeklindeki açıklamaları sahadaki gerçeği değiştirmiyor.

Körfez’in ve özellikle Suudi Arabistan’ın selameti, bu savaşın bir an önce sonlandırılmasına bağlıdır. Kendi toprakları üzerinde dönen bir savaşta irade gösteremeyen yönetimler, halklarına vadettikleri güvenlik ve refah vaadinin altını oymuş olurlar.

Esasen Körfez ülkeleri kendi çıkarlarının nerede olduğunu gayet iyi biliyor. Eksik olan, bu çıkarları savunabilecek asgari bağımsız hareket etme iradesidir.

Yine de olumlu bir etken olarak, savaşın durdurulması hem ABD’nin hem de İran’ın ortak menfaatinedir; bu gidişattan hoşnut olmayan tek aktör ise İsrail’dir. Körfez başkentleri, iki yaka arasında bir arada yaşamı baltalayan İsrail merkezli sabotajlara karşı durduklarını Washington’a net bir dille aktarmanın yollarını bulmalıdır. Nitekim Amerikan yönetiminde de bu gerçeği görenler mevcut.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran ile bir anlaşmaya varma eğilimi nedeniyle İsrail basınında hedef haline getirilmesi, bu konudaki diplomatik fırsat pencerelerinden biridir.

Buna karşın, Suudi destekli el-Arabiya kanalının İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile mülakat yapıp "Mekke ile Kudüs arasında diyalog" çağrılarına zemin hazırlaması gibi siyasi refleksler, bu sürece hiçbir katkı sağlamayacaktır. Şayet Riyad’ın İran ve Yemen politikası bu türden bir zihniyetle şekillenecek olursa, bölgeyi çok daha büyük bir yıkım ve tırmanış beklemektedir.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel