Washington, İran'ın ABD üslerine yönelik füze saldırılarının ardından ticari uydu görüntülerini sistematik olarak kısıtlayarak savaş hasarının bağımsız biçimde doğrulanmasını engelledi.
YDH- Tesnim Haber Ajansı'nda yayımlanan analizde, İran'ın son yıllarda ABD üslerine yönelik füze saldırılarının hemen ardından ticari uydu görüntülerine erişimin sistematik biçimde kısıtlandığı, bunun da Washington'ın askeri kayıplarını kamuoyundan gizlemeye yönelik koordineli bir sansür mekanizmasına dönüştüğü belirtildi.
Geçmişte coğrafi ve uydu verileri üzerindeki üstünlüğü sayesinde askeri başarısızlıklarını gizleyebilen ABD, yüksek çözünürlüklü ticari uydu görüntülerinin yaygınlaşmasıyla bu avantajını önemli ölçüde kaybetti.
İran'ın füze saldırılarından yalnızca saatler sonra bağımsız medya kuruluşları ile açık kaynak istihbaratı (OSINT) araştırmacıları ticari uydu görüntülerini kullanarak hedeflerde meydana gelen hasarı doğruladı. Buna karşın İran'ın Körfez'deki operasyonlarının başladığı dönemlerde uluslararası uydu şirketleri olağanüstü yayın kısıtlamaları uyguladı.
Uydu şirketlerinde tekrarlayan kısıtlamalar
Son yıllardaki örnekler incelendiğinde, İran'ın ABD üslerine yönelik önemli füze saldırılarının ardından ticari uydu görüntülerinin ya günlerce gecikmeli yayımlandığı ya da tamamen erişime kapatıldığı görülüyor.
Maxar Technologies, Planet Labs ve Avrupa Birliği'nin Copernicus programı, kritik saldırıların ardından farklı düzeylerde yayın kısıtlamaları uygulayan başlıca kuruluşlar arasında gösteriliyor.
İlk örnek Ayn el-Esed saldırısı
Bu uygulamanın ilk önemli örneği, 8 Ocak 2020'de İran'ın Irak'taki Ayn el-Esed Hava Üssü'ne düzenlediği balistik füze saldırısının ardından yaşandı.
Saldırının hemen sonrasında Planet Labs ve Maxar yüksek çözünürlüklü görüntüler yayımladı. Ancak kısa süre sonra Pentagon'da "Shutter Control" (Görüntü Kontrolü) mekanizmasının devreye alınmasına yönelik görüşmeler başladı ve hassas görüntülere erişim politikası değiştirildi.
Yaklaşık dört yıl sonra, 15 Ocak 2024'te İran Devrim Muhafızları'nın Erbil'deki askeri hedeflere düzenlediği füze saldırıları ve ABD öncülüğündeki koalisyon üslerine yönelik İHA operasyonlarının ardından Planet Labs ile Maxar yeni erişim kısıtlamaları uyguladı.
Bu süreçte özellikle Ortadoğu'ya ait güncel uydu görüntülerine medya kuruluşları ve hükümet dışı araştırmacıların erişiminde ciddi aksaklıklar yaşandı.
Körfez geriliminde 96 saatlik gecikme
2026 yılı başında Körfez'de yaşanan gerilim sırasında kısıtlamalar daha da belirgin hale geldi.
İran'ın ABD'nin bölgedeki askeri altyapısını hedef alan saldırılarının ardından Planet Labs, Körfez bölgesine ait görüntüler için resmi olarak 96 saatlik gecikme politikası uygulamaya başladı.
Şirket bu kararı, "düşman unsurların savaş hasarı değerlendirmesi yapmasını önlemek" gerekçesiyle açıkladı.
Birkaç gün sonra, 9 Mart 2026'da İran'ın AN/FPS-132 erken uyarı radarları başta olmak üzere çeşitli Amerikan savunma altyapılarını hedef aldığı saldırıların ardından Planet Labs ve Maxar kısıtlamaları daha da genişletti.
Böylece 96 saatlik gecikme uygulamasından süresiz yayın kesintisine geçildi ve 9 Mart sonrasına ait görüntüler yalnızca devlet kurumlarına kontrollü erişim modeliyle sunulmaya başlandı.
Copernicus da kısıtlamalara katıldı
Kısıtlamalar yalnızca ABD merkezli şirketlerle sınırlı kalmadı. Avrupa Birliği'nin Copernicus uydu programı da benzer uygulamalara yöneldi.
21-26 Mayıs 2026 tarihleri arasında Körfez ve Kızıldeniz çevresinde hava savunma sistemlerinin alarma geçirilmesi ve İran'ın füze ile İHA faaliyetlerinin yoğunlaşmasının ardından Copernicus programı, Sentinel-3 uydularına ait verilerin dağıtımını "yer istasyonlarında yaşanan teknik arıza" gerekçesiyle geçici olarak durdurdu.
Bu açıklama, 26 Mayıs'ta Washington'ın Avrupa Birliği'nden Körfez bölgesine ilişkin uydu görüntülerinin yayımlanmasının durdurulmasını talep eden diplomatik girişimiyle aynı döneme denk geldi.
Temmuz saldırılarından sonra yeni kısıtlamalar
En dikkat çekici örnek ise 22-24 Temmuz 2026 tarihlerinde yaşandı.
Bu dönemde İran, Kuveyt'teki Ali es-Salim Hava Üssü, Camp Adiri ve Camp Arifjan'ın yanı sıra Bahreyn'deki çeşitli askeri hedeflere geniş çaplı füze ve İHA saldırıları düzenledi. Saldırılarda ASR-1000 radarı, MQ-9 İHA hangarları ile Patriot ve THAAD hava savunma sistemleri hedef alındı.
Bu saldırıların ardından Avrupa Birliği'nin Copernicus programı ile Google Earth yeni kısıtlamalar uygulamaya başladı.
Avrupa Konseyi, ABD'nin resmi talebi doğrultusunda Körfez bölgesine ait uydu görüntülerine 24 saatlik gecikme uygulanmasını kabul etti. Google Earth ise Kuveyt'teki askeri tesislere ait görüntülerin çözünürlüğünü düşürerek hedef bölgelerin ayrıntılı biçimde görüntülenmesini sınırlandırdı.
Bu uygulamalar, Batılı ülkelerin "bilgi özgürlüğü" söylemiyle çelişen yeni bir sansür mekanizması olarak değerlendiriliyor.
Dönüm noktası Ayn el-Esed saldırısı
Pentagon'un yaklaşımındaki asıl kırılma noktası 8 Ocak 2020'de Ayn el-Esed Hava Üssü'ne düzenlenen füze saldırısı oldu.
Uluslararası basında yayımlanan uydu görüntüleri, İran balistik füzelerinin isabet hassasiyetini ortaya koyarken, ABD üslerinin dokunulmazlığına ilişkin algıyı da ciddi biçimde sarstı.
Bu gelişmenin ardından Washington, uydu verilerine ilişkin güvenlik politikalarını önemli ölçüde değiştirdi. 2026 yılında İran'ın AN/TPY-2 erken uyarı radarlarını hedef alan saldırılarıyla birlikte ise ABD'nin "açık veri" yaklaşımından tamamen uzaklaştığı belirtiliyor.
Planet Labs da bu süreçte, saldırıların etkinliğinin değerlendirilmesini önlemek amacıyla bölgeye ait görüntülerde 96 saatlik gecikme uygulanacağını duyurdu.
Google da sürece dahil oldu
Çatışmaların Kuveyt ve Bahreyn'e yayılması, özellikle Ali es-Salim Üssü'nün yoğun saldırıya uğramasının ardından Batılı dijital platformlar da sürece katıldı.
Google, askeri tesislere ait görüntülerin çözünürlüğünü düşürerek bazı bölgeleri bulanıklaştırdı. Böylece İran saldırılarının sonuçlarını gösteren görüntülerin kamuoyuna ulaşması daha da zorlaştı.
Washington'ın ticari uydu şirketlerini görüntü paylaşımını sınırlandırmaya yönlendirmek için ulusal güvenlik mevzuatı, ihracat kontrolleri ve diplomatik baskıları birlikte kullandığı belirtiliyor. Bu mekanizma üç temel unsur üzerine kurulu bulunuyor.
Pentagon'un "görüntü kontrolü" yetkisi
Washington'ın başvurduğu ilk ve en önemli araç, ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi'nin (NOAA) yürüttüğü Ticari Uzaktan Algılama Politikası kapsamında yer alan "görüntü kontrolü" yetkisi oldu.
Bu düzenleme, ticari uydu sistemlerini teknik kabiliyetlerine göre sınıflandırıyor ve en yüksek çözünürlüğe sahip sistemler üzerinde daha sıkı denetim uygulanmasına imkân tanıyor.
Mevzuat, Pentagon ile ABD Dışişleri Bakanlığı'na ulusal güvenlik gerekçesiyle belirli coğrafi bölgelerin görüntülenmesini durdurma veya sınırlandırma yetkisi veriyor.
İran'a yönelik son savaş sırasında Pentagon, saldırıların yol açtığı hasarın yayımlanmasının İran'ın savaş hasarı değerlendirmesi yapmasına imkân sağlayacağı gerekçesiyle Planet Labs ve Maxar gibi şirketleri bu yetkiyi kullanarak görüntü paylaşımını sınırlandırmaya yönlendirdi.
İhracat kontrolleri ve yaptırım baskısı
İkinci mekanizmayı ise Uluslararası Silah Ticareti Düzenlemeleri (ITAR), İhracat İdaresi Düzenlemeleri (EAR) ve ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi'nin (OFAC) yaptırım sistemi oluşturuyor.
Yüksek çözünürlüklü uydu verileri ABD hukukunda hem "çift kullanımlı teknoloji" hem de bazı durumlarda savunma ürünü olarak değerlendiriliyor.
Bu nedenle söz konusu görüntülerin kamuya sunulması özel ihracat izinlerine tabi tutuluyor. Kuralları ihlal eden şirketler ağır para cezaları ve faaliyet izinlerinin iptaliyle karşı karşıya kalabiliyor.
OFAC yaptırımları kapsamında ise İran'ın askeri kurumlarına dolaylı bilgi sağlayabilecek nitelikte değerlendirilen uydu görüntülerinin paylaşımı yaptırım gerekçesi olarak kabul ediliyor. Bu hukuki çerçeve, şirketler üzerinde önemli bir baskı unsuru oluşturuyor.
Avrupa Birliği'ne diplomatik baskı
Washington, ABD dışındaki en önemli alternatif veri kaynağı olan Copernicus programı üzerinde de diplomatik baskı kurdu.
26 Mayıs 2026'da Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'a gönderilen resmi diplomatik notada, özellikle Körfez bölgesine ilişkin uydu görüntülerinin yayımlanmasının durdurulması talep edildi.
Avrupa Birliği bu talebi kabul etti ve 13 Temmuz 2026'da Avrupa Konseyi, Copernicus uydularının Körfez üzerindeki görüntülerinin yayımlanmasına 24 saatlik gecikme uygulanmasını öngören kararı onayladı.
Kararın gerekçesinde, görüntülerin "üçüncü devletler veya devlet dışı aktörler tarafından AB'nin, üye ülkelerin ve müttefiklerinin güvenliğini tehlikeye atacak şekilde kullanılmasının önlenmesi" amacıyla alındığı belirtildi.
Böylece bulutlu hava ve gece koşullarında da görüntü sağlayabilen Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) verilerine bağımsız araştırmacıların anlık erişimi fiilen ortadan kalktı.
Batı medyasında sansür tartışmaları
Uydu görüntülerine getirilen kısıtlamalar yalnızca askeri çevrelerde değil, Batılı medya kuruluşları, araştırmacı gazeteciler ve açık kaynak istihbaratı (OSINT) uzmanları arasında da geniş yankı uyandırdı.
Reuters, Associated Press ve Washington Post'ta yayımlanan değerlendirmelerde, bağımsız doğrulama açısından en kritik dönemin saldırılardan sonraki ilk 24 ila 72 saat olduğu vurgulanıyor. Bu zaman diliminde elde edilen uydu görüntüleri, devletlerin resmi açıklamalarından bağımsız olarak savaş alanındaki gerçek durumu ortaya koyan en önemli kaynaklardan biri kabul ediliyor.
Görüntülerin günlerce geciktirilmesi veya tamamen erişime kapatılması ise bağımsız doğrulama imkânını önemli ölçüde ortadan kaldırıyor.
Geçmişte Bellingcat ile Reuters'ın doğrulama ekipleri başta olmak üzere çok sayıda bağımsız araştırmacı, Planet Labs gibi şirketlerin günlük uydu görüntülerini kullanarak ABD'ye ait radar sistemleri ve İHA hangarlarında meydana gelen hasarı belgeleyebiliyordu.
Son dönemde uygulanan gecikmeler ve erişim kısıtlamaları ise bağımsız araştırmacıların güncel ve güvenilir uydu verilerine ulaşmasını büyük ölçüde engelledi.
"Altın zaman penceresi" kapandı
Batılı araştırma merkezleri de Körfez'deki Amerikan üslerine ait görüntülerin sınırlandırılmasına karşın İran topraklarına ilişkin görüntülerin erişime açık kalmasına dikkat çekiyor.
Bu durum, uygulanan kısıtlamaların temel amacının İran'ın savaş hasarını bağımsız biçimde değerlendirmesini engellemek olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Uydu görüntülerine getirilen gecikmeler, savaş alanının bağımsız biçimde doğrulanmasına imkân veren "altın zaman penceresini" kapatırken, araştırmacıları Batılı olmayan uydu veri sağlayıcılarına yöneltti.
Bunun sonucunda Batı'nın "açık veri" ve "şeffaflık" söylemine duyulan güven de ciddi biçimde tartışılmaya başlandı.
Sonuç olarak, "Shutter Control" uygulamaları kısa vadede ABD üslerine yönelik saldırıların yol açtığı hasarın görüntülenmesini sınırlandırmış olsa da, uzun vadede Batılı kurumların tarafsızlığına ve bilgi şeffaflığına ilişkin soru işaretlerini artırdı.