İran'ın saldırıları ABD'nin Kuveyt'e sağladığı güvenlik garantisini sorgulatırken, Amerikan üsleri ülkeyi koruyan değil, hedef haline getiren bir unsura dönüştü.
YDH- Wall Street Journal'da (WSJ) David S. Cloud, Shelby Holliday ve Anika Arora Seth imzasıyla yayımlanan analizde, İran'a karşı yürütülen savaşın Kuveyt ile ABD arasındaki güvenlik ortaklığını sarstığı, Washington'ın emirlikteki geniş askeri varlığını sürdürmesinin sürdürülebilirliğini yeniden tartışmaya açtığı belirtildi.
Analizde, Kuveyt'in bir yandan Amerikan askeri korumasına bağımlılığını sürdürdüğü, diğer yandan Batı Asya'daki en büyük ABD üslerinden bazılarına ev sahipliği yapması nedeniyle İran'ın misillemelerine açık hale geldiği ifade edildi.
Ancak analizin ortaya koyduğu tablo, yalnızca ABD'nin Kuveyt'teki askerî varlığını azaltıp azaltmaması gerektiği sorusunun ötesine geçiyor. ABD üslerinin Kuveyt'e kalıcı güvenlik sağlayıp sağlamadığı sorgulanırken, Amerikan askeri altyapısının ülkeyi Washington'ın bölgesel savaş mimarisinin parçası haline getirdiği ve İran'a yönelik saldırıların ardından Kuveyt'i doğrudan misilleme riskiyle karşı karşıya bıraktığı vurgulanıyor.
ABD'nin güvenlik garantisinin çelişkisi
Kuveyt, 1991'de Irak ordusunun ülkeden çıkarılmasının ardından ABD'nin Körfez'deki en önemli askeri merkezlerinden biri haline geldi. Bu rol, 2003'te Irak'ın işgaliyle daha da genişledi. Kuveyt, Amerikan birlikleri ile silah ve teçhizatının Irak'a sevk edildiği başlıca lojistik merkez olarak kullanıldı.
Washington sonraki yıllarda Abrams tankları, zırhlı araçlar, topçu sistemleri, mühimmat ve yakıt depolarını Kuveyt'te konuşlandırırken, Arifjan Kampı, Ali es-Salim Hava Üssü ve diğer tesisleri bölgedeki operasyonlarının merkezi haline getirdi.
Son yıllarda ülkede 13 bin 500'e kadar Amerikan askerinin bulunduğu, bunun Kuveyt'i Almanya, Japonya ve Güney Kore'nin ardından ABD'nin en büyük kalıcı askeri konuşlanmalarından biri yaptığı belirtiliyor.
WSJ bu askeri varlığı Irak'ın işgalinin ardından güvence kaynağı olarak tanımlasa da İran savaşı bu düzenlemenin temel çelişkisini ortaya çıkardı. Caydırıcılık amacıyla kurulan üsler aynı zamanda Kuveyt'i ABD'nin savaş coğrafyasının bir parçasına dönüştürdü.
Savaş boyunca İran, Kuveyt'teki ABD bağlantılı hedeflere çok sayıda füze ve İHA saldırısı düzenledi. Rapora göre saldırılar yalnızca askeri tesisleri değil, havaalanlarını, elektrik şebekesini ve deniz suyunu arıtma altyapısını da etkiledi.
Washington, Amerikan hava savunma sistemlerinin füzelerin büyük bölümünü önlediğini savunsa da saldırıların kapsamı, ABD askeri varlığının ne İran'ı caydırabildiğini ne de Kuveyt'in kritik altyapısını tam anlamıyla koruyabildiğini gösterdi.
Arap Körfez Devletleri Enstitüsü Başkanı ve Kuveyt eski ABD Büyükelçisi Douglas Silliman, saldırıların Kuveyt kamuoyunda Amerikan varlığının hem bir yük hem de ülkenin savunulması açısından vazgeçilmez olduğu yönünde çelişkili bir algı oluşturduğunu söyledi.
Bu değerlendirme, Washington'ın bölgedeki askeri varlığına ilişkin döngüsel mantığı da gözler önüne seriyor. ABD üsleri Kuveyt'i hedef haline getirirken, ortaya çıkan tehditler daha fazla Amerikan korumasının gerekçesi olarak sunuluyor.
Batı'nın anlatısı savaşın nedenini geri plana itiyor
WSJ, krizi büyük ölçüde ABD'nin Kuveyt'i İran'ın misillemelerinden koruyup koruyamayacağı sorusu üzerinden ele alıyor.
Buna karşılık İran, Kuveyt'i Washington'la ilişki kurduğu için değil, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarında kullanılan üs ve tesislere ev sahipliği yaptığı için hedef aldığını savunuyor.
ABD'nin yeni saldırılarının ardından İran Dışişleri Bakanlığı, komşu ülkelere topraklarının, hava sahalarının ve kara sularının İran'a yönelik saldırılar için kullandırılmaması çağrısında bulundu.
Bakanlık, İran'ın komşularıyla herhangi bir husumeti bulunmadığını belirterek kalıcı güvenliğin yabancı askeri müdahaleden uzak bölgesel iş birliğiyle sağlanabileceğini ifade etti. İran, saldırılarda kullanılan askeri tesislere yönelik operasyonlarını ise Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa olarak nitelendirdi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai daha önce de "ödünç güvenlik" anlayışını eleştirerek, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının güvensizliğin temel kaynağı olduğunu ve Amerikan üslerine ev sahipliği yapan ülkeleri tehlikeye attığını söylemişti.
Bu yaklaşım, sorunun yetersiz Amerikan koruması değil, yabancı askeri güçlerin bölge ülkelerini komşularına karşı ileri harekât üslerine dönüştürmesi olduğunu savunuyor.
İran saldırıları Pentagon'u yeniden değerlendirmeye zorluyor
Pentagon, savaşın son aşamasından önce de Kuveyt'teki askeri varlığını azaltmayı değerlendiriyordu.
Mart ayında düzenlenen İran saldırısında altı Amerikan askerinin ölmesinin ardından bu tartışmalar hız kazandı. ABD'li yetkililer, yeni kayıpları önlemek amacıyla ülkedeki personel sayısının azaltıldığını belirtti.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü araştırmacısı ve eski Pentagon yetkilisi Elizabeth Dent, İran savaşının sürmesi halinde bu büyüklükte bir Amerikan gücünün Kuveyt'te tutulmasının anlamlı olup olmadığının sorgulandığını söyledi.
Olası bir geri çekilmenin yalnızca idari bir düzenleme olarak görülmemesi gerekiyor. Bunun, İran'ın füze ve İHA kapasitesinin büyük ve sabit Amerikan üslerini savunulması giderek zor hedeflere dönüştürdüğünün fiili kabulü anlamına geleceği değerlendiriliyor.
Daha önce de Bahreyn'deki ABD Deniz Kuvvetleri Karargâhı'nın ciddi hasar aldığı, komuta binaları ile uydu haberleşme altyapısının vurulduğu ve personelin büyük bölümünün tahliye edildiği bildirilmişti.
Bu durum, Kuveyt'teki büyük askeri üslerin de Washington'a lojistik avantaj sağlarken aynı zamanda İran açısından kolay tespit edilen hedeflere dönüştüğünü gösteriyor.
Savaşın ekonomik faturası büyüyor
Savaşın etkileri askeri tesislerle sınırlı kalmadı.
Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle Kuveyt'in günlük yaklaşık iki milyon varillik petrol ihracatı aylar boyunca durdu. Bu durum devlet gelirlerinin ana kaynağını keserken küresel piyasadan da günlük petrol arzının yaklaşık yüzde 2'sinin çekilmesine yol açtı.
İran saldırıları ülkenin elektrik ve su altyapısını da baskı altına aldı. İçme suyunun yüzde 90'ından fazlasını deniz suyunun arıtılmasıyla sağlayan Kuveyt'te elektrik üretim tesisleri ile arıtma merkezlerinin iç içe olması, saldırıların iki temel hizmeti aynı anda riske atmasına neden oldu.
Bu ay düzenlenen saldırılarda bir elektrik ve arıtma kompleksinin ağır hasar gördüğü ve yangın çıktığı belirtilirken, Kuveyt'in yedek kapasite ve acil onarımlar sayesinde hizmetleri sürdürdüğü ancak savaşın uzaması halinde altyapının daha fazla baskı altında kalacağı ifade edildi.
Uydu görüntülerinin Ahmedi Limanı çevresinde yoğun duman ve devlet petrol şirketine ait kuzey iskelesi yakınlarında hasar tespit ettiğine de dikkat çekildi.
Tartışmalı iddialar
İran füzelerinin haziran ayında Kuveyt Uluslararası Havalimanı'nı vurmasının ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pentagon'un havalimanını İran'a yönelik operasyonlar için kullandığını öne sürerek saldırıyı meşru müdafaa olarak nitelendirdi.
WSJ ise geçmişte ABD güçlerinin havalimanını kullandığını ancak saldırı sırasında askeri amaçla kullanılıp kullanılmadığını doğrulayamadığını aktardı.
Gazete daha önce Kuveyt'in İran'a yönelik hava saldırılarına katıldığını iddia etmiş, ancak Kuveyt'in Washington Büyükelçisi bu iddiayı reddetmişti.
Analizde, bu iddianın doğrulanması halinde Kuveyt'in yalnızca ABD üslerine ev sahipliği yapan bir ülke olmaktan çıkıp doğrudan savaşın taraflarından biri haline geleceği, ancak bağımsız doğrulama bulunmadığı için bunun kesin bir olgu olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı.
Daha fazla silah çözüm mü?
Kuveyt'in Washington'la bağlarını koparması beklenmiyor. Bunun yerine ilave Patriot sistemleri ve yeni hava savunma unsurları satın alması gündemde bulunuyor.
Kuveyt'in ABD Büyükelçiliği sözcüsü, son saldırıların füze, İHA ve asimetrik tehditlerin arttığı karmaşık güvenlik ortamını ortaya koyduğunu belirterek ülkesinin ABD ile yakın çalışmayı sürdüreceğini söyledi.
Kuveyt ayrıca, Pakistan ile savunma anlaşması imzalarken, İslamabad savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik girişimlerde yer aldı.
Buna rağmen analiz, yalnızca daha fazla yabancı silah edinmenin Kuveyt'in temel güvenlik sorununu çözmeyeceğini belirtiyor.
İran'ın uzun süredir savunduğu alternatif model ise Körfez ülkeleri arasında yabancı askeri üslerin bulunmadığı bölgesel güvenlik düzeninin kurulması. Böyle bir model, hiçbir ülkenin topraklarını komşularına yönelik saldırılar için kullandırmamasını ve bölgesel krizlerin askeri çatışmaya dönüşmesini önleyecek ortak mekanizmaların oluşturulmasını öngörüyor.
Sonuç olarak analiz, Kuveyt'in önündeki tercihin yalnızca daha fazla ya da daha az Amerikan askeri bulundurmak olmadığını, ülkenin ya Washington'ın bölgesel savaş mimarisinin parçası olmaya devam edeceğini ya da komşularına karşı kullanılmayacak bir bölgesel güvenlik anlayışına yöneleceğini ortaya koyuyor.
