İran Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda ticaret gemilerini askeri sevkiyat için kullandığını ve üç gemi olayını İran'a saldırının bahanesine dönüştürdüğünü bildirdi.
YDH- İran Dışişleri Bakanlığı, cumartesi günü yayımladığı bir dizi açıklamada ABD'yi Hürmüz Boğazı'nda aldatıcı deniz operasyonları yürütmek, denizcilik mutabakatlarını ihlal etmek ve son 15 aydır İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırgan eylemler gerçekleştirmekle suçladı.
Bakanlık, 26 Haziran ile 8 Temmuz tarihleri arasında İran makamlarının, ABD savaş gemilerinin petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan büyük ticaret gemileriyle birlikte hareket ettiği çok sayıda olayı tespit ettiğini bildirdi.
Açıklamada, "Amerikan terör ordusu ticaret gemilerini asker, askeri teçhizat ve savaş araçları taşımak amacıyla defalarca kullandı." denildi.
Bakanlık, takip cihazları kapatılmış gemilerin Hürmüz Boğazı'nın güney güzergâhını kullanmasının temel nedeninin, "İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri tarafından tespit edilmekten kaçınmak" olduğunu belirtti.
Açıklamaya göre, 8 Temmuz'da ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) bağlı bir fırkateyn, sıvılaştırılmış doğal gaz taşıyan dev bir ticaret gemisinin arkasına sığınarak "güvenli olmayan ve yetkisiz" güney rotasından geçti.
İran Dışişleri Bakanlığı, bu manevranın yalnızca ticari deniz ulaşımının güvenliğini tehlikeye atan sorumsuz bir davranış olmadığını, aynı zamanda ABD'nin ateşkes mutabakatını İran'a yönelik düşmanca eylemlere zemin hazırlamak için kullanma niyetini ortaya koyduğunu kaydetti.
Üç gemi olayı "önceden planlanmış saldırganlığın parçası"
Bakanlık, üç geminin hasar görmesinin ardından Washington'un verdiği tepkinin de önceden planlanmış bir saldırganlık politikasının parçası olduğunu belirtti.
Açıklamada, ABD'nin tepkisinin "orantısız ve vahşi" olduğu ifade edilerek, bunun "birincisi ABD ile hiçbir bağlantısı bulunmayan, ikincisi ise İran'ın saldırdığına ilişkin bugüne kadar hiçbir kanıt sunulmayan gemilerin hasar gördüğü" bahanesiyle gerçekleştirildiği bildirildi.
Bakanlık ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump'ın ateşkes mutabakatını sona erdirmeye, İran petrolünün satış iznini iptal etmeye ve deniz ablukasını yeniden uygulamaya yönelik açıklamalarına dikkat çekti.
İran'a göre bu adımlar, ABD yönetiminin mutabakatları ihlal etmek, Hürmüz Boğazı'ndaki İran'ın egemenlik haklarını çiğnemek ve gerilimi tırmandırmak amacıyla önceden hazırlık yaptığını gösteren açık işaretler niteliği taşıyor.
BM'ye müdahale çağrısı
Bakanlık, ABD'nin son 15 ayda İran'a yönelik eylemlerinin "uluslararası barış ve güvenliğe tehdit", "uluslararası barış ve güvenliğin ihlali" ve "saldırı fiili" tanımlarına girdiğini bildirdi.
Açıklamada, bu durumun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin saldırıları durdurmak ve saldırganları hesap vermeye zorlamak için müdahale etmesini gerektirdiği ifade edildi.
Bakanlık, buna rağmen Güvenlik Konseyi'nin ABD ve İsrail'in saldırıları karşısında hukuki sorumluluklarını yerine getirecek etkili bir adım atmadığını, BM Genel Sekreteri'nin de bazı belirsiz açıklamalar dışında somut bir girişimde bulunmadığını belirtti.
"Nükleer bomba yalanı" saldırının bahanesi yapıldı
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD yönetiminin son iki yılda İran halkına ve bölge halklarına karşı "işgalci yapının yayılmacı ve sömürgeci emellerini gerçekleştirmek" amacıyla hiçbir düşmanca adımdan kaçınmadığını belirtti.
Açıklamada, Washington'un askeri saldırıyı meşrulaştırmak için ilk olarak "İran'ın nükleer bomba üretmesini engelleme" yönündeki "eskimiş yalanı" kullandığı ifade edildi.
Bakanlık, daha sonra ise "İran'dan kaynaklanan yakın tehditle mücadele" ve "İsrail'i savunmak amacıyla önleyici operasyon" gibi "gülünç gerekçelerin" öne sürüldüğünü kaydetti.
Açıklamada, "Akıl sahibi herkes, ABD-Siyonist askeri saldırganlığının tek nedeninin İran halkının bağımsızlığı ve ulusal egemenliği üzerindeki ısrarı ile son yarım yüzyıldır ABD'nin baskı ve dayatmalarına direnmesi olduğunu bilir." ifadelerine yer verildi.
"Direniş ve kararlılık sürecek"
İran Dışişleri Bakanlığı, ülkenin silahlı kuvvetlerinin İran'ı savunmak için yürüttüğü faaliyetleri takdir ettiğini belirterek, "Düşmanların kötülüğü tamamen yenilgiye uğratılıncaya kadar direniş ve kararlılık yolunun sürdürüleceğini" vurguladı.
Bakanlık, İran Silahlı Kuvvetleri'nin savunma operasyonlarının tam kapasiteyle devam ettiğini bildirdi.
Açıklamada, ABD'nin mutabakat hükümlerini ihlal etmeyi sürdürdüğü, İran limanları ile ticari deniz taşımacılığına yönelik deniz ablukasını devam ettirdiği, ülkenin çeşitli bölgelerine saldırılar düzenlediği, ekonomik baskıları artırdığı ve hukuka aykırı tehditlerini sürdürdüğü belirtildi.
Bakanlık, deniz ablukasının askeri ve sivil hedeflere, altyapıya ve İran vatandaşlarına yönelik saldırılarla birlikte Birleşmiş Milletler Şartı'nın açık ihlalini oluşturduğunu kaydetti.
İran'ın bu saldırılara karşı meşru müdafaa hakkı kapsamında elindeki tüm araçları kullanacağını vurgulayan Bakanlık, savunma hakkından vazgeçmeyeceğini bildirdi.
"ABD'nin 75 yıllık düşmanlığı sürüyor"
İran Dışişleri Bakanlığı, İran halkının ABD'nin kendilerine yönelik "75 yıllık düşmanlığını" unutmayacağını belirtti.
Açıklamada, dönemin ABD yönetiminin İran halkının güvenini boşa çıkararak halkın seçtiği hükümete karşı darbeye katıldığı ve baskıcı bir rejimin kurulmasına destek verdiği ifade edildi.
Bakanlık, ABD'nin İran'a yönelik mevcut askeri saldırılarının da bu uzun düşmanlık politikasının devamı olduğunu kaydetti.
Açıklamada, "İran'a yönelik yeni Amerikan askeri saldırganlığı, şehit liderin cenaze töreniyle eş zamanlı olarak, Hürmüz Boğazı'nda güvenli olmayan ve yetkisiz rotayı kullanan üç gemiye ilişkin iddia edilen olaylar bahane edilerek başlatıldı ve bugün de sürmektedir. Bu saldırganlık, son iki yılda açık biçimde görülen 75 yıllık düşmanlığın devamıdır." denildi.
Bakanlık, üç gemi olayının İran'a saldırı için kullanılan gerekçenin "ABD yönetimi ve bazı bölgesel müttefiklerinin mutabakatları ihlal etmek ve İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki egemenlik haklarına saldırıyı meşrulaştırmak amacıyla yürüttüğü dezenformasyon ve uydurmaların zirvesini oluşturduğunu" ifade etti.
"Mutabakat ihlalleri askeri faaliyetleri gizlemek için kullanıldı"
İran Dışişleri Bakanlığı, söz konusu üç geminin ait olduğu ülkelerin, mutabakat muhtırasının 5. maddesini bilmelerine ve ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın güneyinde dayattığı rotanın yetkisiz ve güvenli olmadığının farkında olmalarına rağmen gemileri bu güzergâhtan geçirdiklerini bildirdi.
Bakanlık, mutabakatın 5. maddesine aykırı ve provokatif olarak nitelendirdiği bu uygulamaların, ateşkes mutabakatının imzalanmasının hemen ardından başladığını belirtti.
Açıklamada, bu gelişmelerin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) dışişleri bakanlarının yaptığı ve İran'ın tepki gösterdiği açıklamalarla aynı döneme denk geldiği ifade edildi.
Bakanlık, İran'ın bu uygulamalara ilişkin defalarca resmî protestoda bulunduğunu kaydetti.
Açıklamada, ABD ile bazı bölgesel ortaklarının gemilerin güney rotasından geçirilmesinde ısrar etmesinin yalnızca mutabakat muhtırasının 5. maddesini işlevsiz hale getirmeyi ve İran'ın yükümlülüklerini yerine getirmesini engellemeyi amaçlamadığı, aynı zamanda askeri faaliyetler ve askeri sevkiyatlar için bir örtü oluşturduğu belirtildi.
Bölge ülkelerine çağrı
İran Dışişleri Bakanlığı, yayımladığı ikinci açıklamada da ülkenin meşru müdafaa hakkına ve bölge ülkelerinin sorumluluklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bakanlık, İran limanlarına yönelik deniz ablukasının sürdürülmesi ile askeri ve sivil hedeflere ve ülkenin altyapısına yönelik saldırıların "saldırı fiili" niteliği taşıdığını ve Birleşmiş Milletler Şartı'nı ihlal ettiğini vurguladı.
Açıklamada, "İran, bu saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını kullanacaktır." denildi.
Bakanlık ayrıca bölge hükümetlerine çağrıda bulunarak, "Bölge hükümetlerinin, ABD ve Siyonist rejimin kendi topraklarını ve imkânlarını İran'a yönelik saldırılar için kullanmasını engellemek hukuki, dini ve ahlaki sorumluluklarıdır." ifadelerini kullandı.
İran Dışişleri Bakanlığı, İran Silahlı Kuvvetleri'nin ABD'nin yasa dışı saldırılarının kaynağına yönelik savunma operasyonlarının hiçbir şekilde bölge ülkelerine yönelik saldırı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de vurguladı.