İsrail, Sırbistan'la Balkanlar'da yeni stratejik hat kuruyor

img
İsrail, Sırbistan'la Balkanlar'da yeni stratejik hat kuruyor YDH

İsrail, silah tedarikini çeşitlendirme ve Avrupa'ya uzanan yeni stratejik koridorlar oluşturma hedefi doğrultusunda Sırbistan'la çok boyutlu bir ortaklık geliştiriyor.




YDH- Jerusalem Post yazarı Jonathan Spyer tarafından kaleme alınan analizde, İsrail ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin son yıllarda, özellikle Gazze’deki soykırım savaşıyla birlikte askeri ve stratejik boyutta “dikkat çekici biçimde” geliştiği, Belgrad'ın Tel Aviv'in Avrupa'daki “en önemli” ortaklarından biri haline geldiği değerlendirildi.

Analizde, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki savaş nedeniyle birçok Avrupa ülkesiyle ilişkilerinde gerilim yaşadığı dönemde, Sırbistan'la askeri iş birliğini “hızla” genişlettiği; bu ortaklığın mühimmat sevkiyatlarından ortak savunma projelerine, istihbarat paylaşımından bölgesel ulaşım koridorlarına kadar uzanan “çok yönlü” bir yapıya dönüştüğü belirtildi.

Sırbistan'ın Rusya ile tarihsel bağlarını koruması ve Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç'in ABD ile Çin arasındaki küresel rekabette kamuoyu önünde dengeli bir tutum izlemeye çalışması, Belgrad'ı jeostratejik açıdan İsrail için farklı bir konuma yerleştiriyor.

Bununla birlikte bu farklılıklar, iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek güçlenmesini engellemedi.

Bu yakınlaşma, İsrail-Sırbistan ilişkilerine karşı çıkan çevrelerin de dikkatini çekti. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, mart ayında Belgrad'a yaptığı ziyarette Sırbistan'ı İsrail'e askeri malzeme sağlamayı sürdürdüğü gerekçesiyle eleştirdi.

Albanese, Belgrad yönetimini İsrail'le "utanmadan" askeri iş birliği yapmakla suçladı. İsrailli ve Sırp yetkililer bu değerlendirmeye katılmasa da, askeri iş birliğinin fiilen sürdüğü ifade edildi.

Sırbistan, Gazze savaşının ilk aylarında İsrail açısından “kritik” rol oynadı. Balkan Insight ile Haaretz'in  aktardığına göre, 7 Ekim’deki Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bir gün sonra, 8 Ekim'de İsrailli yetkililer Sırp muhataplarıyla temasa geçerek “mühimmat talebinde” bulundu.

Belgrad yönetimi bu talebe kısa sürede olumlu yanıt verdi. İhracat izni dört gün içinde onaylandı ve mühimmat sevkiyatları Beerşeva yakınlarındaki Nevatim Hava Üssü'ne ulaştırıldı.

Gazze'ye yönelik kara harekâtının başlamasının ardından da Sırbistan'dan İsrail'e mühimmat sevkiyatı sürdü.

2024 ortasına kadar Belgrad'ın İsrail'e toplam “16,3 milyon avro” değerinde mühimmat ihraç ettiği belirtilirken, buna karşılık 7 Ekim'den önce, 2023 yılı boyunca İsrail'e yapılan toplam silah ihracatının yalnızca 540 bin avro seviyesinde olduğu kaydedildi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu da Şubat 2024'te Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vuçiç ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Belgrad'ın "sözlü ve fiili desteği" için teşekkür ederek Vuçiç'i "İsrail'in gerçek dostu" olarak nitelendirdi.

Sonraki iki yılda Sırbistan'ın İsrail'e yönelik silah ihracatı daha da hızlandı. 2025 yılında silah ihracatı “yüzde 140” artarak 114 milyon avroya ulaştı. Aynı yıl mühimmat taşıyan “38 Sırp kargo uçağı” İsrail'e iniş yaptı.

İsrail'in silah tedarikinde esas olarak ABD'ye bağımlılığını sürdürdüğü belirtilirken, Sırbistan'la geliştirilen ilişkinin Tel Aviv'in tedarik kaynaklarını çeşitlendirme stratejisinin ilk örneklerinden biri olduğu değerlendirildi.

İsrail, hızla değişen iç siyasi dengelere sahip tek bir büyük güce bağımlı kalmak yerine, bölgedeki orta ölçekli ülkelerle savunma ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor.

Savunma iş birliği hızla genişledi

Sırbistan da İsrail'le geliştirdiği savunma ilişkileri sayesinde ordusunun modernizasyonunu hızlandırdı.

Belgrad, tıpkı İsrail gibi savunma tedarik kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedefliyor.

İsrail'le geliştirilen ilişkiler, Sırbistan'ın Batı'yla “daha yakın” bağlar kurmasına da katkı sağladı.

Rusya uzun yıllar boyunca Sırbistan'ın temel silah tedarikçisi olurken, son dönemde Çin özellikle hava savunma sistemleri ve insansız hava araçları alanında önemli bir aktör haline geldi.

İsrail ve kısmen Fransa ile geliştirilen savunma iş birlikleri ise Belgrad'a bu dengeyi kurma imkânı sağladı.

İsrail-Sırbistan savunma ortaklığının merkezinde Elbit Systems ile yapılan “1,6 milyar” dolarlık anlaşma bulunuyor.

Beş yıllık anlaşma kapsamında Elbit Systems ile Sırbistan'ın devlet şirketi SDPR'nin uzun ve kısa menzilli keşif ve taarruz amaçlı insansız hava araçlarını Sırbistan'da ortak üretmesi öngörülüyor.

Anlaşma ayrıca, yapay zekâ destekli gelişmiş insansız savaş sistemleri, dolaşan mühimmatlar, uzun menzilli hassas güdümlü topçu roketleri ve elektronik harp altyapısının geliştirilmesini de kapsıyor.

Daha önce imzalanan bir başka anlaşma kapsamında ise Sırbistan, Elbit Systems üretimi PULS çok namlulu roketatar sistemleri ile Hermes 900 keşif ve silahlı insansız hava araçlarını satın aldı.

2026 yılında Belgrad ile Tel Aviv arasında istihbarat ve savunma verilerinin paylaşımını kolaylaştıran yeni bir anlaşma imzalanırken, bunun iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğini daha da derinleştirdiği belirtildi.

IMEC ve Balkanlar hesabı

İsrail ile Sırbistan arasında gelişen ortaklığın temelinde “ortak güvenlik çıkarları ile savunma tedarik kaynaklarını çeşitlendirme” arayışı bulunuyor.

Jeostratejik açıdan Sırbistan, Ortadoğu'dan Avrupa'ya açılan önemli geçiş noktalarından biri olarak görülüyor. Bu nedenle bölgesel güçler açısından “doğal” bir rekabet alanı oluşturuyor.

İsrail, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yunanistan ile merkezinde Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nun (IMEC) bulunduğu “yeni bir ortaklık” inşa ediyor.

Bu çerçevede Sırbistan'ın, Güney Avrupa limanlarından Avrupa'nın iç kesimlerine uzanan kara taşımacılığı ve dağıtım ağında önemli bir transit merkez haline gelebileceği değerlendiriliyor.

Bu yakınlaşma bölgesel rakiplerin de dikkatini çekmiş durumda. Balkanlar ve Avrupa'ya uzanan ticaret yollarına ilişkin kendi hedefleri bulunan Türkiye'nin gelişmeleri yakından izlediği belirtiliyor.

Ankara'nın Hırvatistan, Arnavutluk ve Kosova ile savunma ilişkilerini güçlendirmesi ise Sırbistan açısından dikkatle takip edilen gelişmeler arasında gösteriliyor.

Analizde, Balkanlar'ın gelecekte Ortadoğu merkezli rakip ticaret ve bağlantı koridorlarının rekabet alanlarından biri haline gelebileceği değerlendirmesi yapılıyor.

Bu stratejik rekabetin, Soğuk Savaş döneminden farklı olarak kesin bloklaşmalara dayanmaması dikkat çekici bir unsur olarak öne çıkarılıyor.

Hem İsrail hem de Türkiye ABD'nin müttefiki konumunda bulunurken, Hırvatistan Avrupa Birliği üyesi, Sırbistan ise üyelik müzakerelerini sürdüren aday ülke konumunda yer alıyor.

Bu tablo, orta ölçekli devletlerin yalnızca büyük güçlere dayanmak yerine ilişkilerini çeşitlendirmeye ve kendi aralarında “yatay ortaklıklar” kurmaya yöneldiği yeni uluslararası düzenin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Devletlerin, ABD ve Çin gibi büyük güçlerin giderek daha fazla çıkar odaklı hareket ettiği düşüncesiyle benzer bir dış politika yaklaşımı geliştirmeye çalıştığı ifade ediliyor.

Tarihsel bağlara vurgu

Analizin son bölümünde İsrail ile Sırbistan arasındaki tarihsel ilişkilere de yer veriliyor.

Bu çerçevede ilk olarak, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudiler ile Sırpların Alman yanlısı Hırvat Ustaşa yönetiminin hedefi olduğu, Sırpların ağırlıkta bulunduğu partizan hareketinin ise iki topluluğu da savunduğu belirtiliyor.

Analizde ayrıca, modern Siyonizm'in ortaya çıkışında Sırp ulusal ayaklanmalarının dolaylı etkisinin bulunduğu ileri sürülüyor.

Theodor Herzl'in büyükannesi ve büyükbabasının Belgrad'ın Zemun semtinde yaşadığı, dedesi Şimon Loeb Herzl'in ise modern Yahudi milliyetçiliğinin ilk teorisyenlerinden Haham Yehuda Alkalay'ın yakın çalışma arkadaşı olduğu ifade ediliyor.

Zemun hahamı olan Alkalay'ın, 1804-1817 yılları arasında Osmanlı yönetimine karşı gerçekleştirilen “başarılı” Sırp ayaklanmalarından ilham aldığı belirtiliyor.

Theodor Herzl'in dedesiyle yakın ilişki içinde olduğu, Budapeşte'de çocukluk yıllarında Yahudi ulusal canlanması fikriyle ilk kez onun aracılığıyla tanıştığı kaydediliyor.

Analiz, Herzl dönemindeki bu düşünsel etkilerden günümüzdeki insansız hava aracı ortak üretim projelerine ve mühimmat sevkiyatlarına uzanan sürecin uzun bir “tarihsel dönüşümü” yansıttığını savunuyor.

Yazının sonunda, devletler arasında kalıcı dostluklardan ziyade “kalıcı çıkarların” belirleyici olduğu değerlendirmesi yapılıyor. Bu çerçevede İsrail ile Sırbistan'ın bugün örtüşen stratejik çıkarlarının ve tarihsel bağlarının, iki ülke arasında giderek kurumsallaşan bir ortaklığın temelini oluşturduğu sonucuna varılıyor.

 



Makaleler

Güncel