MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ | MEDYA |
28/11/2011 - 17:03 tarihinde eklendi
Suriye iç savaşının oyun kurucusu Ankara
Alptekin DURSUNOĞLU
Suriye iç savaşının oyun kurucusu Ankara
El-Cezire’nin “İslam dünyasının Kissinger’i” nitelemesinden büyük keyif aldığı görülen Davutoğlu, Suriye’ye yönelik bir uluslar arası müdahale için zemin yaratmaya yönelik bu adımlarını “Suriye halkını kaderine terk etmeme” gerekçesiyle izah etmeye çalışıyor.

 

ABD ve müttefikleri kitleselliğinden ve hızlı bir şekilde sonuçlanmasından dolayı Tunus ve Mısır devrimlerini önleme ya da bu ülkelerdeki isyanları yönetme fırsatını ve imkanını bulamamıştı.

Buna karşın Bahreyn ve Yemen’deki iç şartlar ve bölgesel dinamikler ABD ve müttefiklerine, bu ülkelerdeki isyanların devrimle sonuçlanmadan aşamalı olarak kontrol altına alınmasına imkan ve fırsat yarattı.

Bahreyn’de çoğunluktaki Şii halkın, azınlıktaki Sünni krallığa “meşruti monarşi” talebiyle başlattığı protesto gösterileri, “İran kışkırtmasıyla başlatılan taifeci bir isyan” olarak yansıtılarak, Bahreyn halkı yalnızlaştırıldı ve Halife iktidarının halkı sindirme zemini güçlendirildi.

Yemen’de ise kuzey-güney ve kabile çelişkileri kullanılarak Ali Abdullah Salih’in fiziksel varlığını ve rejimin bölgede oynadığı rolü garanti altına alan bir yumuşak geçiş formülü bulundu.[1]

Tunus ve Mısır’da devrim sonrasında kurulacak yeni siyasi yapıların belirlenmesi sürecinde Washington’la partner rolünü bu ülkelerdeki siyasi ve askeri bürokrasi üstlendi.

Bahreyn’de isyanın devrimle sonuçlanmasını önleme, Yemen’de ise rejimin bölgesel rolünü garanti eden bir yumuşak geçiş formülü üretme konusunda Amerika’ya Körfez İşbirliği Örgütü paravanını kullanarak Suudi Arabistan eşlik etti.

Washington için tehdidi fırsata dönüştüren devrim   

Tunus, Mısır, Yemen ve Bahreyn konularında kriz yönetimi politikası uygulamak zorunda kaldığı için defansif bir pozisyona sürüklenen ABD ve müttefikleri, Libya devrimi ile konumunu ofansife, tehdidi fırsata dönüştürme imkanı elde etti.

Çünkü Kaddafi rejimine karşı Bingazi’den başlatılan başarısız darbe girişimini NATO desteğiyle devrime dönüştüren ABD ve müttefikleri, sadece Libya’da yeni siyasi yapıyı belirleme ve bu ülkenin doğal zenginliklerini paylaşma konusunda değil, bu devrimi çıkarlarıyla çatışan Suriye gibi ülkelerde de bir model olarak kullanma konusunda eşsiz bir fırsat ele geçirdi.

Irak tecrübesinden sonra bölgeyle ilgili adımlarını tek taraflı olarak atmaktan kaçınan Amerika, Libya konusunda benzersiz bir grup çalışması örneği sergiledi.

Libya’daki NATO devrimine Kaddafi rejiminin bir numaralı ticari partneri olan Çin’in Güvenlik Konseyi’nde ses çıkaramamasında ve bölge halklarının coşkulu bir destek vermesinde; Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi bölge ülkelerinin Batılıları gizleyen paravan rolünün etkisi oldu.

Libya’daki çok uluslu devrimin en önemli bölgesel aktörü olan Katar, bu devrime verdiği askeri, siyasi, mali destek ve el-Cezire aracılığıyla edindiği psikolojik üstünlükle, Libya’daki yeni yönetimin belirlenmesinde, çok avantajlı bir konum elde etti.

NATO’nun görev süresinin BM tarafından sona erdirilmesinden sonra Libya’da aralarında ABD, İngiltere ve Fransa’nın da bulunduğu 13 ülkeden oluşan çok uluslu güce komuta etmeye başlayan Katar, Arap Birliği dönem başkanı sıfatıyla bu rolünü Suriye’de de oynamak istediğini ortaya koydu.

Libya’daki darbe girişiminin henüz çok uluslu bir devrim sürecine dönüşmediği sıralarda Bingazi ile Trablus’u uzlaştırmak için arabuluculuk rolüne soyunan ve el-Cezire ile Fransa’nın isyancılar üzerindeki nüfuzunu Bingazi konsolosluğu basıldığı zaman fark eden Türkiye, şu an Libya ve Suriye konusunda Katar’la birlikte çalışıyor.

Libya’da Katar’ın gerisinde kalsa da Türkiye’nin yakın döneme kadar Suriye ile olan yüksek profilli ilişkileri, uzun sınırı, NATO üyeliği ve henüz Tel Aviv’i de Washington’u da ciddi şekilde rahatsız etmeyen İsrail’le sürdürdüğü kontrollü gerginliği sebebiyle Ankara’nın Şam konusunda Katar’dan daha avantajlı olduğu söylenebilir.

Binaenaleyh, Libya devrimi ile Suriye’de yaşanan gelişmeler konusunda attıkları aşağıdaki adımlar dikkate alındığında Ankara ile Doha’nın, Libya ve Suriye konularında rekabete değil, işbirliğine dayalı politika izledikleri görülüyor.

1- Katar, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Jeffrey Feltman’ın girişimiyle Suriye’deki devrime liderlik etmesi için, bir Ulusal Geçiş Konseyi kurulmasını sağlamak üzere 8 Eylül’de Suriyeli muhalifleri Doha’da bir araya getirdi.[2]

2- Katar’da toplanan Suriyeli muhalifler, 15 Eylül’de İstanbul’da devrime liderlik edecek Ulusal Geçiş Konseyi kurdu. Amerika konseye destek vererek tüm muhalif grupların koordinasyon içinde olması gerektiğini açıkladı. BM Genel Sekreteri, şiddeti sürdürmesi halinde Şam yönetimine karşı uluslar arası alanda harekete geçilmesi çağrısında bulundu.[3]

3- Türkiye’ye sığınan Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı grubun Lideri Riyad Esed, “vatandaşların korunması” gerekçesiyle 17 Kasım’da askeri konsey kurduklarını açıkladı.[4]            

4- 25 Kasım’da Libyalı devrimciler ile Suriyeli muhaliflerin İstanbul’da bir toplantı yaptıkları, Türk yetkililerin de hazır bulunduğu toplantıda Libya’dan Suriyeli muhaliflere silah ve gönüllü savaşçı gönderilmesi konularının görüşüldüğü açıklandı.[5]

5- İsrail’den yayın yapan Debka internet sitesi, Katar ve Türkiye’nin hava yoluyla Libya’dan Suriye’ye silah ve gönüllü savaşçı naklettiğini duyurdu ve bununla 25 Kasım’da Humus’ta düzenlenen ve 7’si pilot 11 Suriye askerinin öldürülmesiyle sonuçlanan saldırı arasındaki bağlantıya dikkat çekti.[6]

6- Yine 25 Kasım’da Afganistan’a savaşçı olarak giden Libya devriminin komutanlarından Abdulhakim Belhac’ın sahte pasaportla Türkiye’ye gelmek isterken, havaalanını kontrolü altında tutan rakip bir grup tarafından tutuklandığı ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdulcelil’in Belhac’ın serbest bırakılması için devreye girdiği açıklandı.[7]

7- Tutuklanmasıyla Suriye konusundaki operasyonun deşifre olmasına sebep olan; ancak Mustafa Abdulcelil’in aracılığıyla Türkiye’ye gelen Abdulhakim Belhac’ın Türkiye’ye gelerek Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu adlı milis grubun liderleriyle görüştüğü açıklandı.[8]     

8- Dönem Başkanlığını Katar’ın yaptığı Arap Birliği, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “özel davetli” olarak katıldığı Kahire’deki toplantısında Suriye’ye yaptırım uygulanmasını öngören 14 maddelik kararını açıkladı.[9]

9- Suriyeli muhaliflerin yayın organı Sooryoon.net, güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberinde Libya Ordusu'nu temsil eden üst rütbede yetkililerin Türkiye'de Türk temsilcilerin de katılımıyla Özgür Suriye Ordusu komutanlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğini, üç taraf arasında yapılan anlaşmaya göre bir kaç gün içinde silah ve mühimmat yüklü bir geminin Türkiye limanına göndereceğini ve Beşşar Esed yönetimi düşene kadar bu askeri desteğin sürdürüleceğini bildirdi.[10]

Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe’nin girişimiyle gündeme gelen Suriye halkı için “insani yardım koridoru” açılması planıyla birlikte ele alınması gereken bu gelişme, Türkiye’nin Suriye konusunda sadece Katar’la değil, Libya konusunda ciddi şekilde ters düştüğü Fransa ile de sıkı bir işbirliği içerisinde olduğunu gösteriyor.

Yukarıdaki gelişmeler, bölgede “oyun kurucu” olduğunu iddia eden Ankara’nın Suriye’yi iç savaşa götüren süreçteki oyun kuruculuğunu teyit ediyor.

El-Cezire’nin “İslam dünyasının Kissinger’i” nitelemesinden büyük keyif aldığı görülen Davutoğlu, Suriye’ye yönelik bir uluslar arası müdahale için zemin yaratmaya yönelik bu adımlarını “Suriye halkını kaderine terk etmeme”[11] gerekçesiyle izah etmeye çalışıyor.

Ancak Suriye gerekçesini inandırıcı bulanların, Davutoğlu’na çözüm ihalesi Körfez İşbirliği Örgütü paravanıyla Suudi Arabistan’a bırakılan Yemen ve Bahreyn “halklarının kaderiyle” ilgili fikrini de sorması gerekiyor.

 alptekindursunoglu@gmail.com  



Paylaşım
Mail Yazdır Yorum Yaz 1 Yorum
Yorumlar
Yavuzhan Karagöz tarafından 29-11-2011 13:16:05 Tarihinde yazıldı.
Hesaba katmadığımız çok önemli bir gelişme daha yaşanıyor
Türkiye nin doğu da yeni bir paradigma olarak ortaya çıkma ihtimali ebediyyen sona erdiriliyor. BATI tüm arap baharı sürecinde isterse TÜM cepheler de kaybetsin. Tüm doğu da ve müslüman dünyasında İRAN dan daha fazla beklenti yaratan TÜRKİYE ni önderlik etme ihtimalinin ortadan kaldırılışına kadeh kaldıracaktır. EKSEN kayması korkusunun ve "AB den koptunuz" eleştirilerinin ana motivasyonu bağımsız kaldığında TÜRKİYE nin kendi eksenini yaratması ihtimaliydi. Şükür ki Kendini araplara ve Müslümanlara yakın gören her budalanın da destek verdiği bir ergenekon süreci ile bu işin bacaklarından biri kırıldı diğeri ile de ARAP Baharında BÜTÜN Doğu halklarının kalplerini kıran, yaralayan ve ihanete uğramışlık zerk eden yeni piyonluğumuz tescil edildi. Artık kimse KEMALİST TÜRKİYE yi içeri de var edemez. uyuşmuş beyinlerle iki rekat namazla yönetilen bu kitle AKP eliyle Müslüman Ülkelerin ANTİ-EMPERYALİST olanlarına savaş açıyor, Mezhebi eksenli olduğunda iş daha kolaylaşıyor, Mezhebin kullanılamadığı durumda da -Şehit KADDAFİ gibi- iş delidir, diktatördür e vardırılıyor. Bir halk kendi kaderi ve mazisine ancak bu kadar zıt yönde yönetilebilirdi. Türkiye ve Türk milleti hayal ettiği ülküsünden ebediyen kopartıldı. Batının ve siyonizmin de kabusları sona erdi. Hiç bir zaman bir araya gelemeyecek olan bir islam Dünyası ve Ona liderlik etmesi islam dünyası tarafından HAİNLİĞİ ve İHANET nedeniyle asla kabul görmeyecek olan bir TÜRKİYE.
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Üçgenler metaforu ve Türkiye’nin Suriye politikası 15/04/2012 - 17:30 tarihinde eklendi
“Suriye’nin Dostları”: Yenildik; ama… 02/04/2012 - 00:36 tarihinde eklendi
"Dört aşamalı stratejik" hezimet 23/03/2012 - 17:46 tarihinde eklendi
Gazze ve Suriye duyarlılığının samimiyet testi 15/03/2012 - 18:22 tarihinde eklendi
Elveda bölgeselci Türkiye, merhaba “oyun kuran” Türkiye 27/02/2012 - 17:48 tarihinde eklendi
Suriye planında operasyonel aşama 12/02/2012 - 20:06 tarihinde eklendi
Yanlış hesap Bağdat’tan döner 19/01/2012 - 19:46 tarihinde eklendi
“Arap Baharı” ve kamu diplomasisi, sefil siyasetten siyaset sefilliğine 12/12/2011 - 21:05 tarihinde eklendi
Suriye iç savaşının oyun kurucusu Ankara 28/11/2011 - 17:03 tarihinde eklendi
Katar’ın Libya’daki paravan rolüne, Suriye’de Ankara talip 18/11/2011 - 01:52 tarihinde eklendi
Arap Birliği girişimi ve Suriye bunalımının çözüm şansı 06/11/2011 - 17:01 tarihinde eklendi
Ankara, ABD’nin Suriye iç savaşına verdiği onayın neresinde? 30/09/2011 - 22:11 tarihinde eklendi
Ankara’nın “dış politika paradigması” ve buharlaşan bölgesel nüfuzu 09/09/2011 - 20:17 tarihinde eklendi
İsrail’le problemi sıfırlamak için “komşularla sıfır problem”den vazgeçmek 11/08/2011 - 14:03 tarihinde eklendi
Türkiye’nin idealist dış politikasının Suriye sınavı 29/06/2011 - 02:32 tarihinde eklendi
Suriye bunalımı, uluslar arası müdahale ve Türkiye’ye biçilen rol 10/06/2011 - 23:08 tarihinde eklendi
Pirus zaferi için Şam’da kanlı gömlek dolaştırmak 01/05/2011 - 20:56 tarihinde eklendi
Mısır’da devrim, Libya’da darbe, Suriye’de komplo girişimi 31/03/2011 - 21:26 tarihinde eklendi
Ofansif, defansif ve pasif aktörler ve Mısır devriminin geleceği 12/02/2011 - 22:33 tarihinde eklendi
Mısır’da halk devrim, muhalif liderler yumuşak geçiş istiyor 07/02/2011 - 03:07 tarihinde eklendi
Baş Yazı
Alptekin DURSUNOĞLU
Üçgenler metaforu ve Türkiye’nin Suriye politikası
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Suriye politikasını nasıl buluyorsunuz?
Doğru
Yanlış
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım